Ocak ayının ilk haftası, çoğu zaman gündemin gürültüsü arasında fark edilmeden geçip giden ama insanlık tarihi açısından son derece önemli bir haftaya işaret eder: Verem Savaş Eğitimi Haftası. Adı bile başlı başına bir gerçeği hatırlatır bize; veremle mücadele yalnızca tıbbi değil, aynı zamanda uzun soluklu bir savaştır. Bu savaşın cephesinde doktorlar, hemşireler, sağlık politikaları kadar; hastalar, aileler ve toplumun tamamı yer alır.
Verem, tıp literatüründe tüberküloz olarak bilinen, bulaşıcı bir hastalık. Ancak onu yalnızca bakteriyel bir enfeksiyon olarak tanımlamak, yaşattığı insani ve toplumsal yükü eksik anlatmak olur. Çünkü verem, çoğu zaman yoksullukla, kötü barınma koşullarıyla, yetersiz beslenmeyle ve bilgi eksikliğiyle kol kola ilerler. Bu nedenle veremle savaş, aynı zamanda eşitsizliklerle savaştır.
Bir verem hastasının mücadelesi, çoğu zaman hastalığın kendisinden daha ağırdır. Aylarca süren ilaç tedavisi, ciddi yan etkiler, işten veya okuldan uzak kalma zorunluluğu ve en önemlisi toplumun bakışı… “Bulaştırıcı” etiketiyle yalnızlaştırılan hastalar, tedaviye değil, çoğu zaman sessizliğe mahkûm edilir. Oysa verem tedavi edilebilir bir hastalıktır ve düzenli tedavi gören bireyler kısa sürede bulaştırıcılığını kaybeder. Buna rağmen korku ve önyargı, bilimsel gerçeklerin önüne geçer.
İşte Verem Savaş Eğitimi Haftası’nın en önemli işlevlerinden biri tam da burada ortaya çıkar: bilgiyle korkunun yerini değiştirmek. Bu hafta, yalnızca broşürlerin dağıtıldığı, istatistiklerin paylaşıldığı bir zaman dilimi olmamalıdır. Aynı zamanda empati kurmayı ve toplumsal sorumluluğu hatırlatan bir yüzleşme haftasıdır.
Veremle savaş, bireysel bir hijyen meselesi değildir; toplumsal bir dayanışma meselesidir. Kalabalık yaşam alanlarında havalandırmanın önemi, erken tanının hayati değeri, tedavinin yarım bırakılmasının hem birey hem toplum için doğuracağı sonuçlar. Bunların her biri kamusal bilginin parçası olmak zorundadır. Çünkü verem, ihmal edildiğinde geri dönen bir hastalıktır. Bugün “bitti” sandığımız mücadele, yarın daha dirençli bir şekilde karşımıza çıkabilir.
Belki de veremle savaşın en güçlü silahı, ilaçlardan önce insanlık duygusudur. Bilgiyle desteklenen, önyargıdan arınmış, dayanışma temelli bir yaklaşım. Verem Savaş Eğitimi Haftası, bize tam olarak bunu hatırlatır: Sessiz bir hastalığa karşı, yüksek sesle konuşmanın zamanıdır.
