Bir parkın değeri yalnızca yeşil alanlarıyla, yürüyüş yollarıyla ya da çocuk oyun alanlarıyla ölçülmez. O parkın kentte yaşayan insanlara ne kadar açık olduğu ve farklı ihtiyaçlara ne ölçüde yanıt verebildiği de önemlidir. Çünkü parklar, kent yaşamının ortak nefes alanlarıdır.

Eskişehir Dede Korkut Parkı’nda geçtiğimiz günlerde yaşanan bir olay, bu kamusal alanların kullanım koşullarını yeniden tartışmaya açtı. Anne Bebek Hareket Kulübü bünyesinde bir araya gelen anneler ve bebekler, parkta yürüyüş ve egzersiz yapmak istedi. Ancak gruba, toplu etkinlikler için önceden yazılı izin alınması gerektiği bildirildi ve etkinlik başka bir parkta sürdürüldü.

Olayın ardından karşılıklı siyasi açıklamalar gecikmedi. Ancak tartışmayı siyasi polemiklerin ötesine taşıyıp daha temel bir soruya odaklanmak gerekiyor: Dede Korkut Parkı bugüne kadar hangi etkinliklere ev sahipliği yaptı ve bu etkinlikler için hangi koşullar arandı?

Konserlerden stant alanlarına, tanıtım organizasyonlarından topluluk buluşmalarına kadar pek çok faaliyete sahne olan bir alanda izin süreçlerinin nasıl işletildiği önem taşıyor. Elbette kamu alanlarında düzeni ve huzuru korumak için kuralların bulunması gayet doğaldır. Ancak bu kuralların herkes tarafından kolayca anlaşılabilir, şeffaf ve adil biçimde uygulanması gerekir.

Burada mesele kuralların varlığı değil, nasıl ve hangi ölçütlerle uygulandığıdır.

Bir diğer önemli husus da kamu yetkililerinin vatandaşla kurduğu iletişim dilidir. İzin şartlarının önceden net bir şekilde ilan edilmesi ve olası aksaklıklarda yapıcı çözümler sunulması, hem kamu düzenini korur hem de yanlış anlamaların önüne geçer.

Sonuçta mesele yalnızca bir grup annenin hangi parkta etkinlik yaptığı değil; Eskişehir’deki ortak yaşam alanlarının kimler tarafından, hangi koşullarda kullanılabildiğidir. Bu sorunun yanıtı da siyasi tartışmalarda değil, uygulamadaki eşitlik ve şeffaflıkta aranmalıdır.

Çünkü bir parkın herkese açık olması kadar, kullanım kurallarının da herkes için anlaşılır ve adil olması önemlidir. Eskişehir’de yaşanan bu olay, parkların kullanımına ilişkin uygulamaların gözden geçirilmesi ve benzer soru işaretlerinin giderilmesi için bir fırsat olarak değerlendirilebilir. Önemli olan, tartışmanın ardından ortak yaşamı kolaylaştıran, açık ve tutarlı bir yaklaşımın ortaya konmasıdır.