1987 yapımı “The Running Man”, Arnold Schwarzenegger’in başrolde olduğu distopik bir aksiyon filmi. İlk bakışta tipik bir 80’ler aksiyonu gibi görünse de, film zamanının çok ötesinde sorular soruyor: Medya ne kadar gerçeği yansıtır? Eğlence için insanların hayatı harcanabilir mi?

Stephen King’in “Richard Bachman” takma adıyla yazdığı romandan uyarlanan filmde, gelecekte geçen bir dünyada, suçluların ölümüne yarıştığı bir televizyon programı var. İzleyiciler ölüm oyunlarını alkışlıyor. Çünkü sistem, halkın öfkesini gerçek sorunlardan uzaklaştırmak için gösterişli bir illüzyon kurmuş. Yani kimse açlığı, yoksulluğu ya da baskıyı konuşmuyor. Onun yerine ölüm izliyor.

Schwarzenegger’in canlandırdığı Ben Richards karakteri, sisteme boyun eğmeyen bir adam. Suçsuz yere “ölüm oyunu”na atılan Richards, hem hayatta kalmaya hem de gerçekleri açığa çıkarmaya çalışıyor. Bu açıdan film sadece kas gücüyle değil, dirençle, akılla ve etikle de mücadele veriyor.

2025 yapımı versiyon, yönetmen Edgar Wright imzası taşıyor ve başrolde Glen Powell yer alıyor. Film, orijinal 1987 yapımı versiyonun aksine yönetmenin ifadesiyle “sadece yeniden çekim” değil, orijinal roman uyarlamasına daha sadık, taze bir yorum sunmayı hedefliyor.

Yeni “Running Man” günümüz medyası, gerçeklik televizyonu ve sosyal medya çağının eleştirisini daha sert, daha çağdaş bir dille yapıyor. Filmde yarış, yalnızca hayatta kalmak değil; medyanın gücü, izleyici manipülasyonu ve toplumsal şiddet üzerine bir alegoriye dönüştürülüyor.

Bugünden bakınca The Running Man, bir kehanet gibi görünüyor. Reality şovların yükselişi, medyanın algı gücü, sosyal medyada linç kültürü... Hepsi bu filmin bir yansıması gibi. Artık sahne sadece televizyonda değil, elimizdeki ekranlarda da kuruluyor.

Ve soru şu: Acaba biz de kendi "ölüm yarışmamızı" izliyor olabilir miyiz? Sosyal medya beğenileri için her gün kendini sahneye atan insanlar, görünmek uğruna mahremiyetinden vazgeçenler, nefretin alkışlandığı platformlar... Film belki de hiç bu kadar güncel olmamıştı.

Ölüme Koşan Adam, sadece bir aksiyon filmi değil. İnsan onurunun, gerçeğin ve özgürlüğün medya düzenine karşı verdiği bir başkaldırı. İzlemeyenler için hâlâ geç değil. Sadece aksiyona değil, kendinize de bakmış olursunuz.