'80 İhtilali sonrası sırasıyla Anavatan Partisi adayı Burhan Özfatura’nın belediye başkanlığı ile 5 yıl yönetilen İzmir, sonrasında sosyal demokratlar tarafından, yani Yüksel Çakmur belediye başkanlığında 5 yıl belediye hizmeti aldı. Burhan Özfatura 1994 seçimlerinde parti değiştirerek Doğru Yol Partisinden aday olunca '99 yılına kadar tekrar İzmir’i yönetme şansı buldu. 1999 seçimlerinde esen Karaoğlan rüzgârı, 2004'e kadar Demokratik Sol Partili Ahmet Piriştina’ya İzmir’i yönetme fırsatı sundu.
2004-2019 arası CHP’den Aziz Kocaoğlu, 2019-2024 şu an hâlâ tutuklu bulunan Tunç Soyer ve nihayetinde 2024'ten ekim ayı başına kadar Cemil Tugay, son dönemleri bağımsız olmak kaydıyla İzmir’in belediye başkanlıklarını yaptılar.
Ve nihayetinde beklenen oldu; kimine göre işgal, kimine göre fetih, Cemil Tugay AK Parti'ye geçti ve bir devir ama öyle ama böyle kapanarak İzmir’de yeni bir dönem başladı.
Çeyrek asırdır kesintisiz sol partiler tarafından yönetilen İzmir ilk kez el değiştirdi. Ve bu bir seçimle değil, seçilen başkanın taraf değiştirmesi marifetiyle oldu. Hâl böyle olunca pek çok tartışma da beraberinde geldi: Bu bir ihanet mi, yoksa bir başkanın ait olduğu dünya görüşünü temsil eden siyasi parti içindeki dalgalanmalar sonrası duyduğu rahatsızlık mı? Etik mi, değil mi? Haklı mı, haksız mı? vs.
Seçmen sosyolojisi açısından öyle bir dönem ki; bir kesim “CHP bizim baba ocağımız, partimizin başına gelenlere bak” diye hayıflanırken kurulan yeni bir partiye geçmek zorunda hissediyor. Bu kesimin bir kısmının içinin bir türlü rahat etmediğini görüyoruz; kimi “baba ocağına ihanet ettik”, kimi “yıllarımızı verdik; hatıralarımız, mücadelemiz, ardımızda bıraktığımız anılar, Atamızın partisini bırakıp gitmek...” diyor. Bir kısmı ise “zorla gönderildik, kovulmaktan beter olduk, ihanete uğradık; ev sahibi iken şimdiki sahipliğimizin içi boş...” duygusu içinde.
Kalan CHP seçmeni gidenlere çok kabahat bulamasa da artık eski samimiyetin olmayacağını biliyor. Kalanlardan bir kısım ise daha marjinal: “Parti adını kullanıp geldiğiniz makamlarda ülkeyi soyup soğana çevirdiniz, yapmadığınız yolsuzluk kalmadı, sizden arındık” gözüyle bakıyor.
Her iki tarafı da sorgulatan ortak his şu olmalı sanırım: Genel merkez istediği adayı aldı, getirdi başımıza, “nasılsa seçecekler” diye dayattı. Sonrasında becerilemeyen belediye yönetimi, hizmetlerdeki eksiklikler, en temel hizmetlerin dahi yerine getirilememesi... Üzerine yeni bir seçimde yine genel merkez tarafından diretilen bir aday. CHP zihniyetinin en çok eleştirilmesine sebep olan il, en çok mahcup olan İzmir halkı...
Yani İzmir’de sadece başkan parti değiştirmedi; zaten İzmir halkında da pek çok şey değişti.
Düne kadar “Sütte leke var, Cemil Tugay’da leke yok” diyen Özel’in sözlerinin bugün “Kavun mu ki koklayayım?” sözüne evrilmesi ise ayrı bir garabet.
Şunu nasıl anlayacağız?
Adamın yolsuzlukları mı vardı da Özgür Özel savunmak zorunda kaldı?
Adam iftira ve korkuyla mı manipüle edildi de Özgür Özel tarafından son ana kadar korundu?
Bu adam sadece partisinden ayrılıp yeni partiye katılsaydı CHP seçmeni tarafından hain mi ilan edilecekti?
Adam bağımsız kalsaydı CHP tarafından “Bizi sattı gitti”, yeni parti tarafından da “İlk o gelecekti, gelmedi” denilerek hain mi ilan edilecekti?
Her iki konumda kalsaydı da AK Parti seçmeni tarafından beceriksiz ve yolsuzluklara bulaşmış bir belediye başkanı olarak mı görülecekti?
Pek çok soru cevapsız. Cevabı bilenler ise ya suskun ya kararsız.
Cemil Tugay bundan sonra merkezi hükümetin gücünü de alarak (ki “Şimdiye kadar niye destek olmadı merkezi hükümet?” diyenler olacaktır; pek çok hizmet meclis üyeleri tarafından ya da mahkemeler vasıtasıyla lastiğe döndü, sündükçe sündü, bazısı hiç başlayamadı bile. Yani burada pek de merkezi hükümetin kabahati ya da ikiyüzlü tarafı söz konusu değil) İzmir halkını hak ettiği hizmete kavuşturmalı. Başarılı ya da başarısız olsa dahi bir dahaki yerel seçimlerde AK Parti'den aday yapılmalı ki insanlar en azından o seçimde tepkilerini ya da desteklerini gösterebilsinler.
Tabii yıllarca AK Parti'de hizmet etmiş, adaylık sırasının kendine geldiğini düşünen kişiler, arkalarındaki destek bu işe ne der bilmiyorum. Öyle ya, bağa yabancı girdi. Velev ki gül olsun, ne fark eder.
Şimdi İzmir’de farklı renklerde çiçekler solgun. Onlara can suyu verecek ise yine eleştirilerin odağı olan Cemil Tugay. Kolay gelsin başkan. Doğru kişiyle beraber, dosdoğru yürürsen yağan yağmurdan sen de İzmir’in çiçekleri de istifade edeceğe benzer.
Güzel İzmir’e selam olsun…