Bugünlerde Eskişehir’de havada farklı bir şey var. Dün Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce’nin 2026 projelerini açıkladığı toplantıdan çıktığımda, aklımda sadece bir proje listesi yoktu. Daha çok, “Bu şehir hâlâ birlikte bir şeyler yapabilme umudunu taşıyor mu?” sorusu dolaşıyordu zihnimde. Açık söyleyeyim; salondan bu soruya “evet” diyerek çıktım.

Başkan Ünlüce’nin “26’ya 1 kala” diyerek başlattığı sürecin, sadece takvim yapraklarını çevirmekten ibaret olmadığı daha ilk cümlelerden belliydi. 2026’nın, Eskişehir için bir yıl olmanın ötesine geçmesi isteniyor. Bir ruh, bir hatırlayış, belki de uzun süredir ihtiyaç duyduğumuz o birlik duygusunun yeniden canlandırılması hedefleniyor. “Düne güven, yarına inan” vurgusu boşuna değildi. Çünkü bu şehir, geçmişine yaslanmadan geleceğe yürüyemez.

Projeler çok, başlıklar uzun, detaylar sayfalar dolusu… Ama köşe yazısında her şeyi tek tek saymanın bir anlamı yok. Asıl mesele, bu projelerin Eskişehirlinin günlük hayatına nasıl dokunacağı. Mesela su aboneliğinde online yükleme meselesi. Yıllardır konuşulur, yıllardır beklenirdi. Küçük gibi görünen ama vatandaşın hayatını ciddi şekilde kolaylaştıracak bir adım. Su yüklemek için koşturan yaşlıyı, hafta sonu “yükleme yeri kapalı” diye söylenen aileyi düşünün. Dijital dönüşüm bazen devrim değil, tam da böyle basit ama hayat kurtaran işlerdir.

Mezbaha konusu da öyle. Eskişehir’in kronik sorunlarından biri. Yıllardır konuşulur, bir türlü çözülemezdi. Şehir merkeziyle birlikte Beylikova ve Çifteler’de yeni mezbahalar planlanması, sadece hayvancılık için değil; gıda güvenliği, halk sağlığı ve kamu denetimi açısından da önemli. Bunlar çok parlak başlıklar değil belki ama bir kentin düzenli işleyişi tam da bu “arka plan” meselelerine bağlı.

Ulaşım tarafında ise dikkat çeken başlıklardan biri ESTÜ’ye metrobüs hattı. Aslında hepimiz biliyoruz; oraya bir tramvay gidecekti. Çeşitli nedenlerle olmadı. Ama bugün gelinen noktada, metrobüs hattı özellikle öğrenciler için ciddi bir rahatlama sağlayacak. Eskişehir bir üniversite kenti ve bu kentin nabzı, sabah-akşam kampüs yollarında atıyor. Bu yükü hafifletecek her adım kıymetlidir. Kuşak yollar ise işin biraz daha uzun vadeli tarafı. Trafik, Eskişehir’in artık görmezden gelinemeyecek bir gerçeği. Kuzey Kuşak Yolu başta olmak üzere bu projeler, doğru planlama ve kararlılıkla hayata geçerse şehrin nefes almasını sağlayabilir.

Çevre ve yeşil alan başlığı, Eskişehir’in kimliğiyle doğrudan ilgili. “Betonla değil, doğayla ölçülen yaşam kalitesi” vurgusu önemli. Parklar, vadiler, kent koruları, Aura Park gibi projeler; sadece estetik değil, aynı zamanda ruh sağlığı meselesi. Doğa iyileştirir, evet. Ama şehirlerde bunu hatırlatacak alanlar yaratmak da yöneticilerin sorumluluğu.

Kırsal kalkınma, tarım, mezbaha, selektör tesisi… Bunlar genelde şehir merkezinde yaşayanların radarına girmez. Oysa güçlü bir Eskişehir, güçlü bir kırsalla mümkün. İpek Köyü gibi projeler, sadece nostalji değil; üretimle kültürü buluşturma çabası. Bu bakış açısı önemli.

Sosyal projeler ise listenin belki de en geniş kısmı. Sosyal konutlar, Sosyal Kampüs, Halkın Mutfağı, afet koordinasyon merkezi… Bunlar “iyi zaman” projeleri değil; zor zamanlarda ayakta kalabilmek için tasarlanan işler. Başkan Ünlüce’nin ülkedeki karamsar tabloya rağmen “umut” vurgusu yapması da bu yüzden anlamlı. Belediyecilik biraz da zor zamanlarda vatandaşın elini tutabilme meselesidir.

Tüm bunların ötesinde, bana göre toplantının en kritik kısmı çağrıydı. “Bu sadece Büyükşehir Belediyesi’nin işi değil” denildi açık açık. Üniversitelerden sivil toplum kuruluşlarına, esnaf odalarından mülki idareye kadar herkesin elini taşın altına koyması istendi. Eğer 2026 gerçekten “Eskişehir Yılı” olacaksa, bu çağrının karşılık bulması şart.

Elbette projeler kağıt üzerinde güzeldir. Asıl sınav, uygulamada verilir. Takvim ilerler, bütçeler zorlanır, engeller çıkar. Ama dün salonda hissedilen şey, sadece bir proje sunumu değildi. Bir niyet beyanıydı. Eskişehir’in heba olup gitmesine razı olmayanların niyeti.

Şimdi top biraz da Eskişehirlilerde. 2026’yı sadece izleyen mi olacağız, yoksa gerçekten el ele verip bu şehri bir adım ileri mi taşıyacağız? Sorunun cevabı, önümüzdeki yılın ruhunu belirleyecek.