“Bugünün yavrusu, yarın Ada mukadderatını elleri arasına alacaktır.  Ona emanet edeceğimiz bu vatan ancak onun sağlam bir irade, sarsılmaz bir iman ve hiçbir tehlikeden yılmayacak azme sahip olması ile kabil olacaktır.” 1957                                            

Dr. Fazıl KÜÇÜK

Türk Yunan ilişkilerini irdeleyecek olur isek iç içe geçmiş uyuşmazlıklar ve sorunlar yumağı ile karşılaşıyoruz. Bu sıkıntıların aşılmasının koşulu iyi komşuluk ilişkileri söylemlerine inandırıcılık kazandırmaktan geçmesidir. Sözde değil özde söylemlerle inandırıcılık kazanılması olası olabilir. Karşılıklı güven yaratmanın da ancak inandırıcı olmaktan geçtiğinin bilinmesi gerekiyor. Emperyalist ülkelerin maşası olarak Anadolu’ya yapılan saldırıyı her yıl anma törenleri düzenleyerek dostluk köprüsünün kurulamayacağını anımsatmak istiyoruz.

Yüce Atatürk’ün Ulusal Kurtuluş Savaşını kazandıktan sonra dostluk elini zaman yitirmeden Yunanistan’a uzattığı biliniyor.  Atatürk ve Venizelos’un tarihe geçen söylemleri Yüce Atatürk’ün dirayetli duruşu ile devam ettirilmiştir. Bu dostluk çabaları 1950’li yıllarda Kıbrıs’ı işgal ederek Yunanistan’a ilhak edilmesi çabaları ile çağ dışı kalmış Megali İdea söylem ve eylemleriyle ilişkiler erozyona uğratılmıştır.

Yunanistan’ın özellikle AB üyesi olduktan sonra Türkiye’ye karşı saldırıya dönüşen eylemlerinde otomatiğe bağlanmış gibi bir artış yaşamaktayız. Son olarak Fransa ile imzaladıkları Savunma İşbirliği Anlaşması sonrasında Doğu Akdeniz’deki haklarını gerekçe göstererek ileri noktaya taşımak istiyor. AB’ne güvenerek zemin kazanmaya çalışmaktadır.

Bölgede ve Ege’de hem Türkiye’nin hem de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin hakları olduğunun da unutulmaması gerekiyor. NATO’nun Doğu kanadını temsil eden Türkiye ile Yunanistan’ın haklarının korunması bölge barışı için de bir zorunluluktur. Yunanistan’ın bu zorunluluğu görmezden gelerek silahlanmasını adeta yarışa benzetmesi anlaşılır olmanın ötesindedir.

Genel tablo bu olmasına karşın iki ülke arasında sıkıntıların aşılabilmesi için görüşmeler de sürgit ediliyor. Yapılan bu görüşmelere karşın henüz esas konulara geçilemediği açıklanıyor. En son toplantının 01 Mart 2016 tarihinde yapıldığı biliniyor. 5 yıl aradan sonra Ocak 2021 de Atina’da yapılan toplantı sonrasında geçtiğimiz günlerde Ankara’da yapıldığını anımsatmak istiyoruz. İlişkilerin normalleşebilmesini de amaçlayan toplantıların hızının kaplumbağa hızı ile yapılıyor olmasının ve anlaşmanın hangi yüz yılda yapılabileceğinin değerlendirmesini sizlere bırakıyoruz.

Benzer sıkıntının Kıbrıs uyuşmazlığının çözümü konusunda yaşanıyor olması BM Genel Yazmanının çözüm için ortak zemin bulunmadığını belirtmesi noktasında düğümleniyor. Bay Nikos Anastasiyadis, “İki devlet ve egemen eşitliğin eşitsizliğe zemin hazırlayacağını” söylüyor. Bu durumda yapılan ve yapılacak olan çabaların avara kasnağa benzemesi kaçınılmazdır.

Kıbrıs Türkleri olarak bizlerin yapmamız gereken en önemli hususun öncelikle kendi aramızda adadaki çözümün nasıl olması gerektiği konusunda uzlaşmamızdan geçtiğinin bilincinde olmamız gerekiyor. Kendi içimizde uzlaşmadan karşımızdakileri ikna etmemizin zor olacağının altını çiziyoruz. Sıklıkla yinelediğimiz gibi amaçlarımıza ulaşabilmemizin yolunun ULUSAL KONSEYİ kurmamızdan geçtiğinin de unutulmaması gerekiyor.

Yakın dönemde yaşadıklarımızdan alacakları gıda ile beslenecek olan gençlerimizin adadaki geleceğimizin de güvencesi olacaklarından kuşku duymadığımızın bilinmesini de kaydediyoruz. Yeter ki onların doğru bilgilerle donatılmalarını sağlayalım… 

Kendilerine sorumluluk yükleyeceğimiz gençlere Kıbrıs uyuşmazlığının çözümsüzlüğünün nedenlerinin yukarıda da değindiğimiz gibi yansız olarak anlatmamız gerekiyor mu ne…

SEVGİ ile kalınız…

16 Ekim 2021  -  Ankara  -     

Ahmet GÖKSAN
ahmetgoksan45@gmail.com