Uluslararası araştırmacılar, insan genomunda protein üretmediği düşünülen DNA bölgelerinin "peptidein" adı verilen küçük protein benzeri moleküller oluşturabildiğini ortaya koydu. Kanser hücrelerinin büyümesinde rol oynadığı belirlenen bu yapıların, gelecekte kanser aşıları ve yeni tedavi yöntemlerinin geliştirilmesinde önemli bir potansiyele sahip olduğu ifade ediliyor.

İnsan Genomunda İşlevsiz Sanılan Bölgelerin Önemi Anlaşıldı
Uluslararası araştırma grubu TransCODE Konsorsiyumu tarafından yürütülen çalışmada, insan genomunda yıllardır protein üretmediği varsayılan ve göz ardı edilen 7 bin 264 farklı DNA bölgesi detaylıca incelendi. Nature dergisinde yayımlanan bulgulara göre, söz konusu alanların yaklaşık dörtte birinin gerçekte küçük protein benzeri moleküller ürettiği tespit edildi. Araştırmacılar tarafından "peptidein" olarak adlandırılan bu moleküllerin, insan hücrelerinde yaklaşık 1.700 farklı türünün bulunabileceği öngörülüyor. Hücresel işleyişteki rollerinin büyük bir kısmı henüz netleşmemiş olsa da bu keşif, genom anlayışını derinleştiriyor.

Kanser Hücrelerinin Büyümesindeki Rolü ve Aşı Potansiyeli
Yapılan laboratuvar analizleri, belirli peptideinlerin kanser hücreleri tarafından da üretildiğini ve bu hücrelerin yaşamını sürdürebilmek ile büyüyebilmek adına söz konusu moleküllere gereksinim duyduğunu gösterdi. Peptidein sentezini sağlayan DNA kodları etkisiz hale getirildiğinde; meme, prostat, kolorektal ve beyin kanseri hücrelerinin çoğalmasının durduğu kaydedildi. Ayrıca kanser hücrelerinin yüzeyinde yer alan bu moleküler parçaların bağışıklık sistemi tarafından tanınabileceği değerlendiriliyor. Bu doğrultuda, bağışıklık hücrelerini yönlendirerek kanserli dokuları hedef alacak aşı çalışmaları yürütülüyor.
Yürütülen klinik ve laboratuvar çalışmaları kapsamında, peptidein odaklı kanser aşısı yönteminin özellikle çocuklar ile gençlerde ortaya çıkan nadir ve agresif bir tür olan Ewing sarkomu üzerinde denenmesi planlanıyor. 45 kadar hastanın katılımıyla gerçekleştirilmesi hedeflenen erken aşama klinik araştırmada, ilk olarak geliştirilen aşının güvenilirlik profili ve bağışıklık sisteminde yeterli düzeyde yanıt oluşturma kapasitesi test edilecek.





