“Düne kadar uyuşuk, hareketsiz gençlik bugün artık mevcut değildir. Şimdiye kadar geçirdiğimiz birçok acı tecrübeler, genç dimağlar üzerinde bir kamçı gibi tesir yapmış ve derin uykudan bizi uyandırmıştır. Artık her an harekete hazır bir durumda olduğumuzu herkesin kabul etmesini isteriz”. 1943
Dr. Fazıl KÜÇÜK

Son dönemde NATO ülkeleri arasında ikili üçlü ortaklıkların kurulduğu günlerden geçiyoruz. Yeni ortaklıklar kurulurken NATO’nun geleceğinin de tartışma konusu olacağını çağrıştırıyor. Yunanistan’ın emperyalist ülkelerden aldığı gazla Ege ve Doğu Akdeniz’de gücünü arttırmaya soyunduğu görülüyor. Yapılan bu çalışmaları Türkiye’ye karşı bir güç olarak okumak olanaklıdır. Bu yönlü çabaların 20. Yüzyılın başlarında denendiği ve acı sonuçlarının her iki ulusta da yaşandığı biliniyor. Savaş hazırlığı veya savaşın her iki tarafa da ağır zarar verdiği belleklerde tazeliğini koruyor.

Yapılan ikili veya üçlü anlaşmaların NATO ilkelerine aykırı olduğunu söylemek olasıdır. Böyle olmasına karşın Türkiye’nin NATO’dan ayrılmasının olanaklı olmayacağının bilinmesi gerekiyor. Yapılmış olan anlaşmaların üyeler arasında ayırımcılık olduğunun altını kalın çizgilerle çiziyoruz. Yunanistan bu anlaşmalarla askeri olarak güçlü görülebilir. Buna karşın NATO’nun güneydoğu kanadının erozyona uğramasına izin vermeyeceği ayrı bir gerçekliktir. 20. Yüzyılın başlarında kışkırtma sonucu yaşanmış olanların yaşanmayacağını söylemek olasıdır. Çünkü savaşın geriye yıkım bıraktığı biliniyor. Benzer hususun paylaşım savaşları ile yaşandığının da unutulmaması gerekiyor.

Şu andaki Amerikan yönetiminin NATO üyesi olan Türkiye ile Yunanistan arasında ayırımcılık yapıyor olmasının hiçbir ülkeye yararının olamayacağının bilinmesini istiyoruz. Barış içinde yaşamak dururken savaş yapmak veya kışkırtmaların esiri olmak niye? sormak istiyoruz. Amerika ile yarışa girdiği anlaşılan Fransa’nın da adı geçen ülkeye silah satmak için anlaşmalar yapması da iki ülkenin arasını açabilecek niteliktedir.  Bunun ötesinde silahlanmanın Yunan halkına bir yararının olmayacağı, tek yararının silah tröstlerine olacağı kesindir.

Yunanistan’ın NATO üyeliğinin yanı sıra AB üyesi olduğu da biliniyor. Görünen o ki Yunanistan’ın silahlanmayı sürgit etmesi halinde ekonomisinin duvara toslayacağı bir gerçektir. Komşu ülkeler olarak barış içinde yaşamanın yararları her iki ülkenin de çıkarına olacaktır.

Mendil büyüklüğündeki ülkenin önde gidenleri Kıbrıs uyuşmazlığının çözümü konusunun kritik eşikte olduğunun türküsünü çığırıyorlar. Bu savla ortalıklara çıkanların yaptıkları konuşmalar uzaylıların söylemini çağrıştırıyor. Adı geçen ülkenin önde gidenleri BM’in 5 daimi üyesinin Kıbrıs uyuşmazlığının çözümü için prosedüre aktif olarak katılmalarını istiyorlar. Gerekçeleri ise her zamanki gibi hazır. Türkiye’nin uyuşmazlığın çözümü konusunu BM’in dışına taşıma çabasında olduğunu belirtiyorlar. Örnek olarak da Maraş’ın kapalı bölümünün açılması konusunda izlediği politikalar olduğuna vurgu yapıyorlar.

Bu savları ortalıklara atanların uyuşmazlığın çözümünü AB’ne taşıdıklarını unutarak sureti haktan görünüyorlar. Ki bu yaklaşımı AB’nin uyuşmazlığın çözümüne ilişkin olarak ortalıklara attığı el yapımı patlayıcı olduğunun da bilinmesini istiyoruz. Konuya işlerlik kazandırmak için fazla zaman kaybetmeden 5 daimi üyenin Lefkoşa’daki işgüderleri ile çalışmalara başladıklarını Nikos Hristodulidis açıklıyor. Buna koşut İngilterede devam eden İklim Konferansına katılan Anastasiyadis’in yoğun diplomatik çaba içinde olduğu belirtiliyor.

Karşımızdaki unsur yoğun diplomatik çabalar içinde olurken bizlerin de yeterli diplomatik çaba içinde olduğumuz söylenemez. Zaman akıp giderken akışı durdurmanın yolunun diplomatik çaba içinde olmamızı gerekli kıldığını anımsatmak istiyoruz.

Kıbrıs’taki uyuşmazlığın çözümü konusundaki önerilerimizin içini doldurarak yoğun bir çaba içine girmemiz gerekiyor mu ne…

SEVGİ ile kalınız…
05 Kasım 2021  -  Ankara  -

Ahmet GÖKSAN
ahmetgoksan45@gmail.com