Hayvana yönelik şiddetin tek bir nedene bağlanamayacağını belirten Klinik Psikolog Seren Doğantekin, çocuk ve ergenlerde görülen kasıtlı zarar verme davranışlarının küçümsenmemesi gerektiğini, bu durumun derin ruhsal sorunlara ve kişilerarası şiddet riskine işaret edebileceğini ifade etti.

Hayvana yönelik şiddetin arkasındaki psikolojik etkenler

Hayvana yönelik şiddet davranışının tek bir psikolojik kaynakla açıklanamayacağını belirten uzmanlar, bu durumun arka planında pek çok farklı karmaşık dinamiğin yer aldığını aktarıyor. Klinik Psikolog Seren Doğantekin, düşük empati seviyesi, öfke kontrolünde çekilen güçlükler, dürtüsellik, saldırganlık örüntüleri ve şiddete maruz kalma ya da tanıklık etme gibi unsurların sürecin ortaya çıkmasında belirleyici rol oynadığını belirtmektedir. Karşısındaki canlının acısını hissetme ve onun penceresinden bakabilme yetisinin yetersizliği, olumsuz eylemlerin sergilenmesini kolaylaştırmaktadır. Ayrıca bazı durumlarda şiddet sadece öfkenin dışa vurulması değil, güç ve hakimiyet kurma mekanizması olarak da kullanılmaktadır. Aile veya partner içi şiddetin var olduğu ortamlarda hayvana zarar vermek ya da tehditte bulunmak, diğer bireyleri baskı altına alma ve korkutma amacı taşıyabilmektedir.

Çocukluk çağındaki davranışlar uyarı işareti taşıyor

Kasıtlı ve süreklilik gösteren şiddet eylemlerinin sadece canlının gördüğü zararla sınırlı tutulmaması, kişisel gelişim süreçleri açısından ele alınması gerektiği vurgulanmaktadır. Çocuklar ve ergenler tarafından uygulanan zarar verme eylemlerinin basit bir yaramazlık biçiminde algılanarak geçiştirilmemesi icap etmektedir. Bu tür tutumlar; bireyin geçmişte yaşadığı travmaların, şiddeti kanıksayan çevresel faktörlerin veya duygusal düzenleme güçlüklerinin bir yansıması olarak şekillenebilmektedir. Dolayısıyla tekrarlayan şiddet vakaları, çocuğun içinde yer aldığı sosyal çevrenin ve genel ruhsal durumunun uzmanlarca detaylıca incelenmesini gerektiren hayati bir uyarı niteliğindedir.

Kişilerarası şiddet ile olan belirgin ilişki

Bilimsel araştırmalar, canlılara verilen zarar ile insanlara yönelik sergilenen saldırgan tutumlar arasında belirgin bir bağ bulunduğunu ortaya koymaktadır. Çocukluk döneminde gözlemlenen hayvan istismarının, ilerleyen süreçlerde insanlara yönelen şiddet eğilimleriyle ilişkili olduğunu gösteren çok sayıda çalışma mevcuttur. Yapılan geniş kapsamlı literatür taramalarındaki araştırmaların büyük bir bölümünde, iki durum arasında doğrudan veya dolaylı temaslar tespit edilmiştir. Ancak bu verilerin her hayvana zarar verenin mutlaka insanlara da zarar vereceği şeklinde kesin bir sebep-sonuç ilişkisi olarak yorumlanmaması gerekmektedir. Esas olan durum, iki olgu arasındaki risk faktörlerinin ve şiddet patternlerinin birbiriyle örtüşebilmesidir.

Saygı ve empati gelişiminde ebeveyn modeli

Çocukların canlılarla kurduğu olumlu bağlar; empati yeteneği, sorumluluk duygusu, bakım verme yetisi ve canlı ihtiyaçlarını gözlemleme becerilerine doğrudan katkı sağlamaktadır. Evcil hayvanlarla geliştirilen güçlü ilişkilerin yaşam kalitesini ve olumsuz durumlarla baş etme gücünü artırdığı bilinmektedir. Yetişkinlerin hayvanlara karşı korku hissetmesi halinde dahi bu durumu şiddet veya aşağılama içeren ifadelere dönüştürmemesi önem taşımaktadır. Ebeveynlerin mesafe koruyarak saygılı yaklaşımı modellemesi, çocuğun hem kendi sınırlarını çizmesini hem de savunmasız canlıların yaşam hakkına hürmet duymasını sağlamaktadır.

4 Ekim Hayvanları Koruma Günü kapsamında yapılan değerlendirmeler, hayvana yönelik şiddetle mücadelenin temelinde erken yaşta kazandırılan saygı anlayışının yattığını göstermektedir. Şiddet davranışlarının kökeninde yatan psikolojik dinamiklerin doğru analiz edilmesi ve uyarı niteliğindeki sinyallerin zamanında fark edilmesi, hem bireysel ruh sağlığı hem de toplumsal huzur açısından kritik bir husustur.

Kaynak: Haber Merkezi