Eskişehir’de son günlerde peş peşe gelen iki görüntü… Biri otobüs durağında, diğeri çocuk parkında. Ortak noktası ise aynı: madde bağımlılığı artık gözümüzün önünde, hayatın tam ortasında.

Bir otobüs durağında uyuşturucu kullanan bir kişi… Yakalanıyor, işlem yapılıyor, serbest kalıyor. Ardından bu kez bir parkta bali kullanırken yine karşımıza çıkıyor. Diğer tarafta ise bir çocuk parkı. Ailelerin çocuklarını gönül rahatlığıyla götürmesi gereken bir alan. Ama orada da önce alkol, ardından uyuşturucu kullanıldığı iddia edilen görüntüler…

Şimdi durup şu soruyu sormak gerekiyor: Biz neyi kaçırıyoruz? Çünkü mesele artık sadece “yakalamak” değil. Yakalıyorsunuz, işlem yapıyorsunuz, bırakıyorsunuz… Ve aynı kişi birkaç gün sonra, belki birkaç saat sonra, aynı tabloyla yeniden karşımıza çıkıyor. Bu bir güvenlik meselesi olduğu kadar, hatta belki ondan da önce bir sosyal sorun.

Madde bağımlılığı öyle sadece polisiye tedbirlerle çözülebilecek bir konu değil. Bu işin içinde eğitim var, aile var, psikolojik destek var, sosyal politikalar var. En önemlisi de sürdürülebilir bir mücadele anlayışı var.

Bakın, o parkta çekilen görüntülerde asıl tedirgin olan kim? Aileler. Çocuklarını parka götüren anne babalar. Yani toplumun en temel yapı taşı. Eğer bir şehirde aileler çocuk parkında bile huzursuz hissediyorsa, burada alarm zilleri çoktan çalmaya başlamış demektir.

Peki ne yapılmalı? Öncelikle şunu net bir şekilde kabul etmemiz gerekiyor: Bu kişiler sadece “suçlu” değil, aynı zamanda “bağımlı”. Yani tedavi edilmesi gereken insanlar. Dolayısıyla cezai yaptırımların yanında zorunlu rehabilitasyon süreçleri de devreye girmeli. Kişi yakalandıktan sonra sadece serbest bırakılmamalı; bir takip mekanizması kurulmalı.

Yerel yönetimlere de burada ciddi görev düşüyor. Özellikle parklar, metruk alanlar ve riskli bölgeler daha sık denetlenmeli. Aydınlatma, kamera sistemleri ve güvenlik önlemleri artırılmalı. Ama bu da tek başına yeterli değil.

Mahalle bazlı sosyal çalışmaların artırılması gerekiyor. Gençleri bu tür alışkanlıklardan uzak tutacak spor, sanat ve kültürel faaliyetler yaygınlaştırılmalı. Çünkü boşluk, bu tür bağımlılıkların en büyük besin kaynağı.

Ailelere de büyük sorumluluk düşüyor. Çocuklarının kimlerle vakit geçirdiğini, ne yaptığını bilmek artık bir tercih değil, zorunluluk. Okullarda ise madde bağımlılığına karşı bilinçlendirme eğitimleri daha erken yaşlara çekilmeli.

Bir diğer önemli konu da toplumun bakış açısı. Çoğu zaman ya görmezden geliyoruz ya da sadece tepki gösteriyoruz. Oysa bu meseleye daha bilinçli, daha kapsayıcı bir perspektiften bakmak zorundayız. Çünkü bugün o parkta gördüğümüz kişi, belki de zamanında gözden kaçırılmış bir hikâyenin sonucu.

Son söz şu: Madde bağımlılığıyla mücadele, sadece emniyetin değil, hepimizin meselesi. Kurumların koordineli çalışması, toplumun bilinçlenmesi ve en önemlisi de “insanı” merkeze alan bir yaklaşım olmadan bu sorunu çözmek mümkün değil. Yoksa biz daha çok parkta, daha çok durakta aynı görüntüleri izleriz.