Türkiye’nin savunma ve havacılık sanayisinde yakaladığı ivme artık rakamlarla tartışılmaz bir noktaya geldi. Açık söylemek gerekirse, bu sadece bir ihracat başarısı değil; aynı zamanda bir özgüven hikâyesi. Üstelik bu hikâyenin önemli satır başlarından biri de Eskişehir’de yazılıyor.

2026’nın daha ilk aylarında gelen tabloya bakalım… Savunma ve havacılık ihracatı yılın ilk çeyreğinde 1 milyar 910 milyon dolara ulaşıyor. Sadece mart ayındaki ihracat ise 803 milyon dolar. Yani sektör, her ay üzerine koyarak ilerliyor. Yüzde 12,1’lik artış da bunun tesadüf olmadığını açıkça gösteriyor.

Ama bu verilerin içinde bir detay var ki, Eskişehir adına ayrıca konuşulmayı hak ediyor. TEI’nin imzasını taşıyan 2,95 milyar dolarlık ihracat siparişi… Bu rakamı bir kenara yazmak gerekiyor. Çünkü bu sadece büyük bir sözleşme değil, Türkiye’nin havacılık motorlarında geldiği seviyenin de somut göstergesi. Daha düne kadar dışa bağımlılığın konuşulduğu bir alanda, bugün sipariş veren değil sipariş alan bir Türkiye var. Ve bu dönüşümün merkezlerinden biri Eskişehir.

Şehir olarak yıllardır “havacılığın kalbi” diyoruz ama artık bunu söylemek bir temenni değil, doğrudan bir gerçeklik. Eskişehir’in bu başarıdaki rolü yalnızca TEI ile sınırlı da değil. Şehirdeki üretim kültürü, yetişmiş insan gücü ve köklü sanayi altyapısı bu başarıyı besleyen ana damarlar. Raylı sistemlerden havacılığa uzanan bir üretim refleksi var burada. Bu refleks, savunma sanayisinde çok daha stratejik bir anlam kazanıyor.

Bir başka önemli nokta ise şu: Savunma ve havacılık sanayisindeki büyüme artık sadece iç ihtiyaçlarla sınırlı değil. Uluslararası iş birlikleri, genişleyen pazar ağı ve artan üretim kapasitesi bu işi küresel bir oyunculuk seviyesine taşıyor. Yani Türkiye artık sadece kendi ihtiyacını karşılayan değil, aynı zamanda dünyaya ürün sunan bir ülke konumunda.

Bu noktada açıklamalara da bakınca tablo daha netleşiyor. Sektördeki büyümenin belirli bir strateji çerçevesinde ilerlediği açık. Milli Teknoloji Hamlesi ve Milli Yetkinlik Hamlesi gibi kavramlar artık slogan olmaktan çıkmış, sahada karşılığı olan politikalara dönüşmüş durumda.

Ve işin belki de en kritik tarafı şu: Bu başarı mühendisle, teknisyenle, üretim hattındaki işçiyle, yani gerçek emeğin kendisiyle geliyor. Eskişehir tam da burada devreye giriyor. Çünkü bu şehir, yıllardır teknik eğitimden sanayi kültürüne kadar birçok alanda bu insan kaynağını yetiştiren bir merkez. Üniversiteleriyle, organize sanayi bölgeleriyle ve üretim disipliniyle savunma sanayisinin görünmeyen ama en güçlü omurgalarından biri.

Bugün 2,95 milyar dolarlık bir sipariş konuşuluyorsa, bunun arkasında yıllara yayılan bir birikim var. O birikimin önemli bir bölümü de bu şehirde oluştu.

Şunu da net söylemek lazım: Bu ivme korunursa, Eskişehir’in adı sadece Türkiye içinde değil, dünya havacılık ve savunma ekosisteminde çok daha güçlü anılacak. Belki de yakın gelecekte, bu şehir için “Türkiye’nin değil, dünyanın önemli havacılık merkezlerinden biri” tanımını daha sık duymaya başlayacağız.

Özetle… Rakamlar büyüyor, ihracat artıyor, hedefler yükseliyor. Bütün bu hikâyenin içinde Eskişehir çok güçlü bir şekilde yer alıyor.