Bugün 30 Ocak 2026 günü gece yarsı, saat 01.30’da pencereden baktığımda hafiften yağmur yağdığını gördüm. Sabah namazına kalktığımda da inceden inceye yağıyordu. Kahvaltı öncesi ise Milli irade gazetesi YUNUSÇA adlı köşemdeki yazımı hazırlarken sindire sindire yağan yağmura zaman zaman bakıyordum. Aklı erene her bir yağmur damlası yüce yaratanın kudret, azamet ve merhametini hatırlatıyordu. Allah’ın rahman ve rahim sıfatlarına akıl erdirememek, akıl zafiyetinden başka ne olabilir? O Rahman göklerden yağmur damlarını indirmese, hangi güç oralardan o yağışları indirebilir? İndirdiği yağmurları o durdurmadıkça, kim durdurabilir?
Geceden gündüzü, gündüzden geceyi bir başka misalde de ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkardığı gibi rüzgârlar önünde süzülüp giden bulutlardan yağmurlar çıkartması anlayana ders değil mi? Kim ister yağmur yokluğunun kıtlığa, çokluğunun felakete dönüşmesini. Allah merhametle, insafla, adaletle mazlumunu, masumunu, mahzununu koruyup kollayan toplumları felaketlerden korumaz mı? Mazluma, masuma, mahzuna, muhtaca merhametle, insafla, adaletle sahip çıkan toplumların ülkeleri üzerinden rahmet yağmurlarını eksiltmez! Yüce kudret sahibi koyduğu adaleti bozmaya kalkışanın planını ters çeviriverir. Sahtekârın sahte planlarını bir gün bela olarak başına geçiriverir.
Yağmurların, rüzgârların kadir kıymetini bilmeyenleri rezil rüsva etmek için yaratanın rahmet yağmurlarını, merhamet rüzgârlarını afete dönüştürmesine kim mani olabilir? Herkes aklına mukayyet olmalı. Ağzına girene, ağzından çıkana dikkat etmeli. Mazlumun, masumun, mahzunun hakkına göz dikip el koymamalı. Müslümanın, Müslüman hakkına çökmesinden daha büyük sıkıntı ne olabilir? Müslümanı hakkından mahrum bırakan kendi akıbetine yansın. Müslüman, dinli ya da dinsizin bile olsa hakkı olmayan bir hakka çökmeye yetkili değildir. Başkasının hakkına çökeni gün olur yağan rahmet yağmurları azap yağışlarına dönüşür de vuruverir. Masumu, mazlumu, mahzunu muhtaç edeni esen rahmet rüzgârları kasırga olur da yettin artık dercesine yerden yere savuruverir.
Herkesin ağzından çıkanı kulağı duymalı. Ağzına gireni gözü görmeli. Dikkat etmeli ki ağıza giren lokma, ağızdan çıkan söz başa bela olmasın. Sözün özü insan haddini, hakkını, hukukunu bilmeli… Mazlumu, masumu, mahzunu mağdur etmemeli. Masumun, mazlumun, mahzunun gönlünü yakan, yaktığı o ateşle kendi yanacağı günü unutmasın. Kur’an’ın indirildiği dönemde: “Bana kesinlikle mal ve çocuk verilecek.” diyeni gördün ya!” As İbni Vâil için inmiş Meryem suresi ayet 77’de bildirildiği veçhe… Sahabeden Hubab, As İbni Vâil’den alacağını istedi. As: “Sen, ne zaman Muhammed’e küfredersen o zaman alacağını veririm.” dedi. Hubab: “Asla Muhammed’e küfretmem. İnkâr da etmem.” dediğinde, As: “Hani yeniden dirildiğimiz zaman diyorsunuz ya! O zaman gel bana. Sana alacağını veririm.” diyen adamın kıssasıdır, ilahi bu bildiri. Torpilin, iltimasın, olmayacağı o mizanda herkes, herkesten hakkını hakkınca alacağı günü bilsin.
Toplumlar gönüllerinde merhamet rüzgârlarını estirmedikçe üzerlerine yağan yağmurlardan bekledikleri bereketi elde etmeleri ne mümkün. Doğru söyleyeni, dürüst davrananı örseleyen toplumların vay hâline! Doğru sözlüler, dürüst davranışlılar Allah’ın koruması altında olduklarını unutmasınlar. Allah’ın gazabı masumu, mazlumu, mahzunu mağduru korumak için onları mağdur edenler üzerine iner. Enbiya suresi ayet 10’dan 17’ye mealen: “…Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız? Biz, zulmeden nice memleketleri kırıp geçirdik. Sorgulayacağız… O zaman “Eyvah zalim oluşumuza” dediler. Biz, onları biçilmiş ekin, sönmüş ateş gibi yapıncaya kadar feryatları devam etti. Yerleri, gökleri oyun olsun diye yaratmadık.” ilahi bildirge dikkat gerek… Masumu, mazlumu, mahzunu, mağduru ezmeden önce onların savunucusunun Allah olduğu unutulmasın. Derler ya! Her serçe kuşunun bir akrebi vardır, diye… Vardır, vardır.
Ömrünüz uzun, kazancınız bereketli olsun! Hoşça kalın! Dostça kalın!