Şiddetli yağışlar ve sel felaketlerinin ardından şebeke suyuna kanalizasyon atıkları, zararlı mikroorganizmalar ve kimyasal maddeler karışabiliyor. Berrak ve kokusuz suların dahi hastalık riski taşıyabileceğini belirten uzmanlar, suyu kaynatmanın kimyasal kirlenmeyi ortadan kaldırmadığı konusunda uyarıyor.
Sel Sularının Şebekeye Karışması ve Oluşturduğu Riskler
Şiddetli yağışlar içme suyu kaynaklarında hem mikrobiyolojik hem de kimyasal kirlenmeye zemin hazırlıyor. Taşkın sularının taşıdığı kanalizasyon atıkları, hayvan dışkıları, tarımsal ilaçlar, çöpler ve sanayi atıkları arıtma sistemlerine zarar vererek veya borulardaki çatlaklardan sızarak dağıtım şebekesine ulaşabiliyor. İnsan ve hayvan dışkısı kaynaklı bakteriler, virüsler ve parazitler su kalitesini bozarken; yakıt, pestisit ve ağır metaller gibi kimyasal kirleticiler de içme suyu kaynaklarını doğrudan tehdit ediyor.
Kirlenmiş Su Tüketiminin Yol Açabileceği Hastalıklar
Bulaşlı suların içilmesi veya bu sularla hazırlanan gıdaların tüketilmesi ciddi halk sağlığı sorunlarına yol açıyor. Bakteriyel kaynaklı kolera, tifo, şigelloz ve E. coli enfeksiyonlarının yanı sıra viral olarak gelişen hepatit A, norovirüs ve rotavirüs rahatsızlıkları sıklıkla görülüyor. Ayrıca giardiyaz ile kriptosporidiyoz gibi paraziter enfeksiyonlar da ortaya çıkabiliyor. Bu rahatsızlıklar ishal, kusma, yüksek ateş, karın ağrısı ve aşırı sıvı kaybı belirtileriyle seyrederken, hepatit A tablosunda sarılık ve halsizlik ön plana çıkıyor.
Suyu Kaynatmak Kimyasal Kirlenmeyi Önlemiyor
Toplumda berrak, kokusuz ve normal tatta olan suyun tamamen temiz olduğuna dair yanlış bir algı bulunuyor. Birçok mikrobiyolojik etken ve kimyasal madde gözle veya tatla fark edilemiyor. Şüpheli durumlarda suyu kaynatmak mikrobiyolojik etkenlerin çoğunu zararsız hale getirse de kimyasal kirlenmeye karşı çözüm oluşturmuyor. Yakıt, ağır metal veya pestisit içeren sular kaynatıldığında buharlaşmaya bağlı olarak kimyasal yoğunluğu daha da artabiliyor.
Şüpheli Su Kullanımında Uyulması Gereken Yönergeler
Yetkili kurumların "suyu kaynatarak kullanın" ve "suyu içmeyin" duyuruları farklı kirlilik türlerini işaret ediyor. Şüpheli sular çay, çorba, yemek ve bebek maması yapımında kullanılmamalı; diş fırçalama, buz yapma ve sebze-meyve yıkama işlemlerinde ambalajlı veya güvenli sular tercih edilmelidir. Kirlenmiş suyla yıkanan çiğ gıdalar ile dondurucu buzları enfeksiyon taşıyıcısı olabilmektedir. Şebekeye bağlı buzdolabı su dağıtıcılarının kullanımı durdurulmalı, bebek emzik ve biberonları güvenli sularla dezenfekte edilmelidir.
Hastalık Belirtileri ve Şebekenin Yeniden Kullanımı
Enfeksiyon belirtileri maruz kalınan etkenin türüne göre saatler içinde görülebileceği gibi günler veya haftalar sonra da ortaya çıkabiliyor. Dışkıda kan görülmesi, şiddetli karın ağrısı, geçmeyen yüksek ateş, bilinç bulanıklığı veya idrar miktarında belirgin azalma gibi durumlarda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurulması gerekiyor. Afet sonrasında şebeke suyunun yeniden kullanıma açılması ise yalnızca fiziksel, mikrobiyolojik ve kimyasal laboratuvar analizlerinin olumlu sonuçlanmasıyla mümkündür.
Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı ve Sağlık Bakanlığı Danışmanı Prof. Dr. Haydar Sur, sel felaketlerinin ardından içme ve kullanma sularında yaşanabilecek kirlenme süreçlerine ilişkin kritik değerlendirmelerde bulundu. Prof. Dr. Sur, berrak görünen suların dahi mikrobiyolojik risk taşıyabileceğini hatırlatarak toplumsal farkındalığın önemini vurguladı.
Sel sonrası süreçte su güvenliğinin sağlanması hem kişisel tedbirlerle hem de yetkili kurumların yürüttüğü bilimsel analizlerle mümkündür. Bireylerin resmi makamlardan yapılan duyuruları titizlikle takip etmesi, şüpheli suları hiçbir gıda veya hijyen işleminde kullanmaması ve olası hastalık belirtilerinde erken sağlık desteği alması hayati önem taşımaktadır.





