Şiddet ve suç kavramlarının doğuştan gelip gelmediği hususunda bilimsel verileri paylaşan Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, saldırganlık eğilimiyle ilişkili genlerin bulunduğunu ancak doğrudan "suçlu" veya "psikopat" doğulmadığını ifade etti. Erken yaşta verilecek ahlaki akıl yürütme, empati ve özdenetim eğitimlerinin şiddeti önlemede hayati rol oynadığı vurgulandı.

Genetik Yatkınlık Tek Başına Suça Sürüklemiyor

Şiddet ve suç odaklı genetik araştırmalara değinen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, insanlarda saldırganlığa yatkınlık oluşturan genlerin bulunduğunu fakat doğuştan suçlu ya da psikopat kavramının bilimsel olarak doğrulanmadığını açıkladı. Dopamin ve COMT geni gibi biyolojik unsurların bireyde saldırganlık enerjisini artırabildiğini belirten Tarhan, bu durumun bir hastalık değil yalnızca yatkınlık anlamına geldiğini aktardı. Bireyin bu enerjiyi nereye kanalize edeceğinin kendi özgür iradesine kaldığı ifade edildi.

Medya Görünürlüğü ve Kültürel Duyarsızlaşma

Şiddetin toplumsal boyutuna dikkat çekilen değerlendirmelerde, medyadaki sıra dışı olayların sıkça tekrarlanmasının duyarsızlaşmaya yol açtığı kaydedildi. Bu yayınlar neticesinde kimi bireylerin şiddeti model aldığı, kimilerinin ise "kötü dünya sendromu" geliştirerek sosyal yaşamdan kaçındığı ifade edildi. Ayrıca utanma duygusunun ve empatinin zayıfladığı, benmerkezciliğin arttığı kültürlerde zorbalığın ve cezasızlık algısının normalleştiğine dikkat çekildi.

Beyindeki Düşünce Algoritması Yeniden Yazılabilir

İnsan beyninin epigenetik ve nöroplastik esnekliğe sahip olduğunu belirten Tarhan, şiddet eğilimlerinin değiştirilebileceğini dile getirdi. Zihne giren bir düşüncenin duyguyla birleşerek zamanla kişiliğe dönüştüğünü; ancak yanlış kalıpların alternatif düşünce teknikleriyle "reprogramming" (yeniden programlama) yöntemi sayesinde dönüştürülebileceğini vurguladı. Beynin esnek yapısının doğru zihinsel egzersizler ve yeni deneyimlerle güçlendirilebileceği bildirildi.

Erkeklerde Şiddet Maskelenmiş Depresyon Olabilir

Toplumsal düzeyde artan stres yükünün bireylerde sürekli bir tehdit algısı oluşturduğu ifade edildi. Erkeklerde görülen öfke ve şiddet vakalarının önemli bir kısmının arka planında tespit edilemeyen depresyonun yer aldığı belirtildi. Kadınların duygularını ağlayarak, erkeklerin ise genellikle öfke yoluyla dışa vurduğunu kaydeden Tarhan; bağımlılıklar, ekonomik sorunlar ve bir anlık kontrolsüz öfkenin suç oranlarını doğrudan tetiklediğini aktardı.

Şiddete Meyilli Kişilik Tipleri ve Ahlak Eğitimi

Şiddet riskinin en yüksek olduğu yapılar; antisosyal, narsistik, borderline ve histriyonik kişilikler olarak sıralandı. Şiddet eğilimini kökten engellemek adına ahlaki akıl yürütme ve empati becerilerinin henüz anaokulu döneminde çocuklara kazandırılması gerektiği vurgulandı. "Akran zorbalığı" yerine "akran iyiliği" kavramının yerleştirilmesinin ve bilimin rehberliğinde özdenetim eğitimi verilmesinin önemi anlatıldı.

Biyolojik ve nörolojik araştırmalar, COMT geni gibi yapıların bireylerin risk alma ve saldırganlık potansiyelleri üzerinde etkili olduğunu göstermektedir. Şiddet olgusu günümüzde sadece fiziksel değil; psikolojik, ekonomik ve sosyal boyutlarıyla da incelenmektedir. Dünyada artan stres seviyeleri, bağımlılıklar ve pandemi sonrası süreçler, küresel ölçekte depresyon ve psikiyatrik vakaların yükselmesine zemin hazırlamıştır.

Şiddet ve suç davranışı, genetik yatkınlıklar barındırsa da nihai olarak çevresel faktörler, kültür, eğitim ve bireysel tercihlerle şekillenmektedir. Çocuklukta öğrenilen olumsuz davranışların bir kader olmadığını belirten uzmanlar; erken yaşta verilecek empati, özbilinç ve ahlaki akıl yürütme eğitimleriyle toplumsal şiddetin önüne geçilebileceğini savunmaktadır.

Kaynak: Haber merkezi