Kütahya'nın Gediz ilçesinde yer alan ve Batı Anadolu'nun en önemli ekolojik ve kültürel merkezlerinden biri kabul edilen 2 bin 89 rakımlı Akdağ'da, asırlardır kesintisiz süregelen geleneksel Yörük göçleri bu yıl da başladı. Anadolu coğrafyasında köklü bir geçmişe sahip olan ve Oğuz boylarının izlerini taşıyan göçebe Türkmen kültürü, mayıs ayının gelişiyle birlikte kışlaklardan ayrılıp serin yaylalara doğru zorlu ve bir o kadar da renkli yolculuğuna start verdi.
Akdağlar: Oğuz Boylarının Yüzyıllık Hafıza Merkezi
Anadolu coğrafyasında "Akdağ" adını taşıyan dağlar; yüzyıllardır Oğuz boylarından, özellikle Karakeçili, Tekeli ve Sarıkeçili gibi köklü aşiretlerden Yörüklerin kışlak ve yaylak olarak kullandığı en stratejik göç merkezleri arasında yer alıyor. Göçebe Türkmenlerin zorlu doğa şartlarına uyum sağladığı bu zirveler, aynı zamanda zengin bir kültürel mirasın bugüne taşındığı yaşayan alanlar olarak dikkat çekiyor. Türkiye'de bu kültürün iki ana aksı öne çıkıyor:
-
Muğla / Denizli / Afyonkarahisar Hattı: Fethiye-Kaş arasındaki 3 bin 14 metrelik Uyluk Tepe'ye sahip Akdağlar ve Afyon-Denizli sınırındaki Akdağ Tabiat Parkı, Yörüklerin yaz aylarını geçirdiği geleneksel yaylalardır. Göçebe Yörükler, Mayıs-Ekim ayları arasında bu yüksek yaylalara çıkarak küçükbaş hayvancılık yapmakta ve kıl çadırlarda konaklamaktadır. Sandıklı Akdağ Tabiat Parkı sınırları içerisinde, Eskişehir Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından tescillenen tarihi Yörük Mezarları da bu köklü geçmişin en somut kanıtlarındandır.
-
Balıkesir / Kütahya Hattı: Simav-Sındırgı ve Gediz sınırlarında yer alan 2 bin 89 rakımlı Akdağ, özellikle Karakeçili Yörüklerinin yüzlerce yıldır en önemli buluşma noktasıdır. Bölge Yörükleri için kutsal bir figür olan bu dağ, kültürünü folkloruna da yansıtmıştır. Düğünlerde neşeyle oynanan "Akdağ Yaylası" isimli geleneksel kaşık oyunu ve yakılan türküler bu zengin zenginliğin en net göstergesidir.
Günümüzde konar-göçer yaşam tarzı modernleşmenin etkisiyle büyük ölçüde azalmış olsa da Gediz, Şaphane ve Muğla yörelerinde hâlâ küçükbaş hayvancılıkla geçimini sağlayan aileler bu kadim geleneği taviz vermeden yaşatmaya devam etmektedir.
"Bu Gelenek Doğayla Barışık Yaşama Sanatıdır"
Aslen Gedizli olan ve şu an İzmir'de ikamet eden araştırmacı emekli öğretmen Mehmet Akkaş, Akdağ Yörük kültürü ve başlayan göçün derin manası üzerine önemli değerlendirmelerde bulundu. Yörük kültürünün Gediz ve çevresi için bir kimlik olduğunu belirten Akkaş, şu ifadeleri kullandı:
"Akdağ, biz Gedizliler ve tüm Batı Anadolu Yörükleri için sadece bir coğrafi yükselti değil; içinde yüzlerce yıllık acıyı, neşeyi, emeği ve vatan sevgisini barındıran kutsal bir hafıza merkezidir. Bugün her ne kadar eski konar-göçer hayat büyük oranda yerleşik düzene dönmüş olsa da, Gediz ve Şaphane dağlarında koyunlarının peşinde kıl çadır açan her aile, aslında Oğuz boylarının bu topraklara vurduğu kalıcı mührü temsil etmektedir. İzmir'de yaşasam da kalbim her zaman memleketimin bu kadim kültürüyle atıyor. Sındırgı'dan Gediz'e uzanan bu hat üzerinde yankılanan 'Akdağ Yaylası' türküsü ve kaşık oyunları, Akdağ'ın bağrındaki tescilli Yörük mezarları bizlere geçmişimizi hatırlatan en büyük vesikalardır. Genç nesillerimizin bu göçün, bu felsefenin manasını iyi anlaması gerekir. Bu gelenek sadece bir hayvancılık faaliyeti değil; doğayla barışık yaşama sanatı ve yaşayan bir tarihtir. Akdağ'ın serin pınarlarına, bereketli yaylalarına doğru yola çıkan tüm Yörük kardeşlerime hayırlı, kazasız ve bereketli bir yayla sezonu diliyorum."