Ülkemizde her 4 kadından 1'inde görülen idrar kaçırma sorunu, utanç duyulması veya yaşlanma ile doğumun doğal bir sonucu sanılması nedeniyle tedavisiz kalabiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Aylin Önder Dirican, spor yapmaktan gülmeye kadar günlük yaşamı kısıtlayan bu problemin bir kader olmadığını vurgulayarak doğru tanı ve kişiye özel tedavi yöntemleriyle kontrol altına alınabileceğini belirtti.
Kabullenilmesi Gereken Bir Durum Değil
İdrar kaçırma, fiziksel etkilerinin yanı sıra sosyal ve psikolojik açıdan da kadınların yaşam kalitesini düşüren önemli bir sağlık problemidir. Toplumda yaygın görülmesine rağmen çoğunlukla konuşulmaktan çekinilen bu durum; spor yapmayı, dışarıda uzun süre vakit geçirmeyi, sosyal ortamlara katılmayı ve hatta gülmeyi dahi kısıtlayabilmektedir. Birçok kadının bu tabloyu yaşlanmanın, gebeliğin, doğum yapmanın veya menopozun kaçınılmaz bir getirisi olarak gördüğünü belirten Doç. Dr. Aylin Önder Dirican, durumun normal kabul edilmek zorunda olmadığını ifade etmiştir.
Gebelikte ve doğumda pelvik tabanda yaşanan değişimler, menopoz dönemi, fazla kilo ve kronik öksürük gibi faktörler idrar kaçırmaya zemin hazırlasa da, doğru değerlendirme ve tedavi yaklaşımları sayesinde hastaların yaşam standartları yeniden yükseltilebilmektedir.
İdrar Kaçırma Türünün Belirlenmesi Tedavide Kritik Rol Oynuyor
Başarılı bir tedavi planı oluşturabilmek için idrar kaçırmanın türünü doğru tespit etmek büyük önem taşımaktadır. Tıbbi literatürde idrar kaçırma farklı tiplerde sınıflandırılmaktadır:
-
Stres Tipi İdrar Kaçırma: Öksürme, hapşırma, gülme, koşma, egzersiz yapma veya ağırlık kaldırma gibi karın içi basıncının arttığı anlarda meydana gelen idrar kayıplarıdır.
-
Sıkışma Tipi İdrar Kaçırma: Aniden ortaya çıkan, ertelenmesi güç olan ve tuvalete yetişmeyi engelleyen şiddetli idrar yapma hissiyle gelişmektedir.
-
Mikst (Karma) Tip İdrar Kaçırma: Hem stres hem de sıkışma tipi belirtilerinin bir arada görüldüğü durumları ifade etmektedir.
Gülerken veya hareket ederken ortaya çıkan birkaç damlalık kaybın dahi dikkate alınması gerektiğini belirten Doç. Dr. Dirican, hekime muayene olurken tüm detayların açıkça anlatılmasının tanı sürecini kolaylaştıracağını kaydetmiştir.
Tedavi Sürecinde İlk Seçenek Ameliyat Değil
İdrar kaçırma tedavisinde yaklaşım; hastalığın tipine, şiddetine, hastanın yaşına, sağlık geçmişine ve yaşam tarzına göre şekillendirilmektedir. Cerrahi müdahaleler tek seçenek olmayıp, ameliyat dışı tedavi yöntemleri de sıklıkla uygulanmaktadır. Pelvik taban kas eğitimi, mesane eğitimi, yaşam tarzı değişiklikleri ve uygun vakalarda ilaç tedavisi cerrahi dışı çözümler arasında yer almaktadır.
Özellikle stres ve mikst tip vakalarda doğru kas gruplarını çalıştırmaya yönelik pelvik taban egzersizlerinin uzman gözetiminde yapılması başarının temelini oluşturmaktadır. Sıkışma tipinde ise mesane eğitimi ve ilaç seçenekleri öne çıkmaktadır. Cerrahi yöntemler ise özellikle dirençli stres tipi vakalarda hastanın bulguları ve beklentileri doğrultusunda gündeme alınmaktadır.
Kadın anatomisinde pelvik taban kasları; mesane, rahim ve bağırsakları destekleyen bir yapı işlevi görür. Yaşlanma, hormonal değişimler, çok sayıda veya zorlu doğumlar bu kas yapısının zayıflamasına yol açarak idrar kontrol mekanizmasını olumsuz etkileyebilir. Dünya genelinde tıbbi tedaviye erişimi engelleyen en büyük faktörlerden biri, hastaların konuyu toplumsal çekinceler nedeniyle dile getirmekten kaçınmasıdır.
İdrar kaçırma problemi, saklanması veya katlanılması gereken doğal bir süreç değil, tıbbi olarak çözümü bulunan bir sağlık sorunudur. Erken dönemde hekime başvurarak idrar kaçırma tipine uygun egzersiz, yaşam tarzı düzenlemesi, ilaç veya cerrahi yöntemlerin belirlenmesi, kadınların sosyal yaşamlarına kısıtlama olmaksızın özgürce devam etmelerini sağlamaktadır.





