Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, 100. Yıl Kültür Merkezi’nde her yıl olduğu gibi ‘Hesap veriyoruz’ sloganıyla bir toplantı gerçekleştirdi.
Önce hakkını teslim edelim. Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik tablo ortada. Artan maliyetler, dövizdeki yükseliş, akaryakıt fiyatları… Bu şartlar altında bir belediyenin bütçe fazlası vermesi küçümsenecek bir durum değil. 2025 yılında yaklaşık 295 milyon liralık bütçe fazlası açıklanmış. Bu, kağıt üzerinde ciddi bir mali disiplin göstergesi. Hele ki “israf yok, tasarruf var” söylemiyle örtüşüyorsa, bu tarafı alkışı hak eder.
Araç filosu meselesi de dikkat çekici. Yeni araç alırken eski araçları dönüştürmek, kiralama yerine öz kaynakla işletmek ve buradan ciddi tasarruf sağlamak… Bunlar doğru işler. Belediyecilikte en çok eleştirilen kalemlerden biri araç kiralamalarıdır. Bu anlamda Odunpazarı Belediyesi’nin ortaya koyduğu model, başka belediyelere de örnek olabilir. Ama burada küçük bir parantez açalım: Tasarruf önemli, evet. Ancak bu tasarrufun vatandaşa hizmet kalitesi olarak nasıl yansıdığı da en az rakamlar kadar önemli.
Gelelim işin yatırım tarafına… Sunumun en zayıf noktası tam olarak burası. Rakam var, faaliyet var, sosyal proje var ama “büyük ölçekli, kente damga vuracak yatırım” sorusuna net bir cevap yok. Yol yapımı, asfalt çalışmaları, tretuvar düzenlemeleri… Bunlar zaten bir belediyenin rutin görevidir. Elbette yapılacak, elbette anlatılacak. Ama bunları “büyük hizmet” diye sunarsanız, kamuoyunun beklentisiyle arada bir mesafe oluşur.
Örneğin Sümer Mahallesi’ndeki kapsamlı yol çalışması anlatılıyor. 37 sokak yenilenmiş, asfalt dökülmüş, kaldırımlar yapılmış. İyi, güzel… Ama bu bir vizyon projesi değil, bir altyapı hizmetidir. Vatandaşın zaten beklediği, hatta geciktiğinde tepki gösterdiği bir hizmet.
Tekstil Üretim ve Tasarım Merkezi ise öne çıkan işlerden biri. Kadın istihdamı sağlaması, üretim modeli oluşturması ve başka belediyelerle iş birliği yapması önemli. Türkiye Belediyeler Birliği tarafından ödül alması da cabası. Bu proje gerçekten “fark yaratan” işlerden biri. Ancak bunun da ölçeği sınırlı. Yani bir kent ekonomisini dönüştürecek büyüklükte değil, daha çok sosyal belediyecilik kapsamında değerlendirilecek bir çalışma.
Zaten sunumun genel ruhu da burada ortaya çıkıyor: Sosyal belediyecilik. Halk market, aşevi, imece fırını, kreşler, kadın atölyeleri… Bunlar özellikle ekonomik krizin derinleştiği bir dönemde çok kıymetli. İnsanlar gerçekten zor durumda ve yerel yönetimlerin bu yükü bir nebze olsun hafifletmesi önemli. Bu anlamda Odunpazarı Belediyesi’nin sahada olduğu açık. Rakamlar da bunu gösteriyor.
Bir diğer mesele de söylem ile gerçeklik arasındaki denge. “Halkçı, şeffaf, katılımcı belediyecilik” vurgusu sık sık yapılıyor. Bu güzel bir çerçeve. Ancak bu kavramların içinin ne kadar dolduğu, vatandaşın günlük hayatında ne kadar hissedildiği tartışmaya açık. Katılımcılık deniyor ama kaç mahallede gerçekten karar süreçlerine vatandaş dahil ediliyor? Şeffaflık deniyor ama ihaleler, harcamalar ne kadar detaylı kamuoyuyla paylaşılıyor? Bunlar da cevabı verilmesi gereken sorular.
Özetle… Ortada çalışkan bir belediye var, bunu inkâr etmek mümkün değil. Sosyal projelerde aktif, mali disiplin konusunda dikkatli, günlük hizmetleri aksatmamaya çalışan bir yapı görünüyor. Ama aynı zamanda büyük ölçekli, kentin geleceğini değiştirecek, “işte bu” dedirtecek yatırımlar konusunda eksik bir tablo var.
Bugün Odunpazarı Belediyesi’nin en büyük ihtiyacı tam da bu: Rutin hizmetlerin ötesine geçip, kente uzun vadeli değer katacak, vizyoner projeleri ortaya koymak. Yoksa anlatılanlar doğru, yapılanlar yerinde… Ama yetiyor mu? İşte asıl soru bu.