Dün gece Miraç Kandili’ni buruk bir yürekle idrak ettik.

Göklerin yedi katını aşan, Sidre-i Müntehâ’yı gören, Rabb’inin cemâline en yakın mesafede duran Peygamberimiz (s.a.v.)’in ayak izlerinin bulunduğu o kutlu geceyi, bu defa neşesiz, içimizdeki sızı daha derin bir halde karşıladık.

Çünkü ilk kıblemiz boynu bükük.

Çünkü Mescid-i Aksâ esir.

Çünkü Kudüs’ün dar sokaklarında ezanlar hâlâ yaralı, minareler hâlâ mahzun.

Miraç, sadece bir yükseliş hikâyesi değildir.

O aynı zamanda bir emanet hikâyesidir.

Allah Resûlü’nün (s.a.v.) göğsüne konan emanet, sadece ümmetin namazı değil, aynı zamanda ümmetin izzetidir, onurudur, haysiyetidir.

Ve o emanetin en somut nişânesi, yeryüzündeki ilk kıblemiz Mescid-i Aksâ’dır.

Bugün o emanet zedelenmiş halde.

Kubbet-üs Sahrâ’da bayraklar dalgalanmıyor artık özgürce.

Kudüs’ün taşları ağlıyor, çünkü üstünde yürüyen ayaklar artık çoğunlukla işgalcinin postalları.

Çocukların koşuştuğu o sokaklarda şimdi gerçek mermiler konuşuyor.

Ve biz, binlerce kilometre öteden “Âmin” diyoruz ama sesimiz yetmiyor.

Miraç gecesi, gök kapılarının açıldığı, meleklerin secdeye durduğu bir geceydi.

Peki ya yeryüzünde kapılar kapanmışsa?

Peki ya ilk kıblemizin kapıları zincirliyse?

Peki ya ümmetin kalbi, o zincirlerin ağırlığı altında eziliyorsa?

Dün kandil kandil yanmadı gözlerimiz.

Çünkü gözlerimizde yaş, yüreğimizde yangın vardı.

Her rekâtta “Allâhu Ekber” derken içimizden bir ses fısıldıyordu:

“Ekber ya Rabbi… Kudüs’teki mazlumun feryadından daha büyük bir şey yok şu anda.”

Ey Rabbimiz!..

Miraç’ın bereketini, o kutlu gecenin hatırına ümmetin üzerine yağdır.

İlk kıblemizi esaretten kurtarmak için bize güç ver, azim ver, dirayet ver…

Mescid-i Aksâ’yı yeniden özgür, yeniden izzetli, yeniden kıblegâh eyle…

Boynu bükük bırakma ümmetini…

Boynu bükük bırakma Kudüs’ü…

Ve bizlere de, o emanete sahip çıkacak cesaret ver…

Yeter ki ümmet, yeniden birleşsin;

Yeter ki yürekler, yeniden aynı kıbleye dönsün…

İlk kıblemiz hür oluncaya kadar, bizim kandilimiz tam anlamıyla aydınlanmayacak…

AZ DA SAĞLIK…

108.000'den fazla Fransız yetişkin üzerinde yapılan çalışmada, yaygın olarak kullanılan gıda koruyucu katkı maddelerinin fazla alınmasının Tip 2 diyabet riskini yüzde 50 artırdığı tespit edildi.

Bunlar arasında potasyum sorbat (E202), potasyum metabisülfit (E224), sodyum nitrit (E250), asetik asit (E260), sodyum asetatlar (E262) ve kalsiyum propiyonat (E282) gibi antioksidan olmayan koruyucular ile sodyum askorbat (E301), alfa-tokoferol (E307), sodyum eritrobat (E316), sitrik asit (E330), fosforik asit (E338) ve biberiye özleri (E392) gibi antioksidan katkı maddeleri yer alıyor.

İşlenmiş etler, peynirler, gazlı içecekler, atıştırmalıklar ve hazır yemekler gibi aşırı işlenmiş-süslenmiş gıdalarda yaygın olarak bulunan bu katkı maddelerinin, muhtemelen bağırsak mikrobiyotası değişiklikleri, düşük dereceli enflamasyon veya doğrudan hücresel etkiler gibi mekanizmalar yoluyla metabolik bozulmaya katkıda bulunabileceği düşünülüyor.

Bu çalışma da sayısız başka çalışma gibi, gıda koruyucularının metabolik olarak tamamen etkisiz olmadıklarını destekliyor.

Bunların FDA tarafından onaylı olduğuna bakmayın, gıdaların raf ömrünü uzatan kimyasallar sizin hayat sürenizi kısaltır.

Aşırı işlenmiş-süslenmiş gıdalardan uzak durun!

nature.com/articles/s4146…

NE DEMİŞ?…

“Ben bir Amerikan rüyası görmüyorum, benim gördüğüm bir Amerikan kabusu.”

-Malcolm X