Kutü’l-Amare zaferinin yüz yıl sonra hâlâ tartışılması, yalnızca tarihî bir merak değil; kimliklerle, ideolojilerle ve hafızayla ilgili bir hesaplaşmadır…

Zaferin Sahnesi: Kutü’l-Amare, 1916…

Nisan 1916’da General Townshend’in ordusu, aylar süren kuşatmanın ardından silahlarını Osmanlı birliklerine teslim ettiğinde, İngiliz arşivlerine şu satır geçti:

“I surrendered to Khalil Pasha.”

Kuşatmayı yöneten kişi Halil Kut’tu …(Enver Paşa’nın amcası, dönemin sert mizaçlı ama disiplinli subayı)…

Goltz Paşa ise o sırada tifüsten ölmüştü.

Yani zaferin gerçek komutanı, resmî belgelerde açıkça yazdığı üzere, Halil Kut’tu…

Efsaneler Nasıl Doğar?..

Ama tarih yalnızca belgelerle değil, duygularla da yazılır.

Kutü’l-Amare’nin yeniden gündeme geldiği her dönemde, sahneye mutlaka bir efsane girer:

“Zafer aslında Goltz’undu” der biri…

“Halil Paşa mezarına rakı dökülmesini vasiyet etmiş” der bir diğeri.

Bu ikinci hikâye, aslında 2014’te bir televizyon programında söylenen bir anekdotun zamanla “tarihî bilgiye” dönüşmesinden ibaret.

Fakat bu dönüşüm bize başka bir gerçeği anlatır:

Modern Türkiye’nin, geçmişle arasındaki gerilimi semboller üzerinden yaşadığını…

Rakı: Bir Kültürel Simge, Bir Psikolojik Teselli…

Rakı, bizde yalnızca bir içki değil, aynı zamanda özgürlük, sekülerlik ve bireysellik sembolü haline getirilmeye çalışılan bir objedir…

Halil Kut’un mezarına rakı dökülmesi hikâyesi, bu sembolizmi tarih sahnesine taşır…

Bir Osmanlı paşasının elinde kadeh görmek, bazılarına göre geçmişle modernlik arasında bir köprü kurar — ama o köprü tarihî değil, duygusaldır…

Rivayet bu yüzden yaşar; çünkü seküler takipçiler kendi kahramanını, kendi içkisiyle kutsamak ister…

Gerçekle mit arasındaki fark, çoğu zaman masadaki bir yudum mesafesindedir…

Kahramanlıktan İnsana Dönüş…

Halil Kut, tarih kitaplarında zaferin adıyla anılır; ama onun asıl hikâyesi,

İmparatorluğun son perdesinde görevini yapan bir askerin yalnızlığıdır…

Ne tamamen kahraman, ne tamamen suçlu…

İttihatçı bir Osmanlı subayı…

Bir dönemin özetidir: direnişle yenilgi, idealizmle yorgunluk arasında sıkışmış bir adam…

Bugün Kutü’l-Amare’yi anarken, belki de unutmamamız gereken budur:

İnsanlar gider, mitler kalır…

AZ DA SAĞLIK…

Şampuandan losyona, makyaj malzemelerinden parfümlere kadar sayısız üründe bulunan paraben ve fitalatlar vücutta östrojen gibi davranabiliyor.

Aşırı östrojen benzeri aktivite ise daha yüksek meme kanseri riskiyle bağlantılıdır.

İşte paraben ve fitalat kişisel bakım ürünlerini düzenli olarak kullanan 36 sağlıklı kadın bunları 28 gün kullanmadı.

Sonuçlar: İdrar testlerinde, bu kimyasalların parçalanma ürünlerinin önemli ölçüde azaldığı ve asıl önemlisi de meme dokusu biyopsilerinde meme hücrelerinin kanser öncesi veya kanserli hücreler gibi davranmayı bıraktıkları tespit edildi.

NE DEMİŞ?…

“Sütte leke var, onda yok"

/Özgür Özel İmamoğlu hakkında