Bazen bir kente bakarsınız ama onu gerçekten göremezsiniz.

Günlük telaşın, betonun, trafiğin ve koşturmacanın içinde; bastığınız toprağın altında ne olduğunu unutursunuz. Eskişehir de tam olarak böyle bir şehir. Genç, dinamik, modern… Ama bir o kadar da sessizce binlerce yılı sırtında taşıyan bir kent.

Şarhöyük Dorylaion Kazısı’ndan derlenen fotoğrafların yer aldığı “Toprak Altındaki Eski Şehir” sergisi, işte tam bu unutkanlığa küçük ama çok kıymetli bir itiraz niteliği taşıyor.

Çünkü bu sergi bize şunu söylüyor:

“Bu şehir dün kurulmadı.”

Antik Dorylaion kentiyle özdeşleştirilen Şarhöyük’te yürütülen kazılardan çıkan kareler, Eskişehir’in MÖ 4. binyıla kadar uzanan çok katmanlı geçmişini gözler önüne seriyor. Ama sergide sadece taş, toprak ya da arkeolojik bulgu yok. Orada bir kent hafızası var. Katman katman biriken, zamanla örtülen ama hiç kaybolmayan bir hikâye var.

Serginin merkezine aldığı o soru oldukça çarpıcı:

“Bir kentin adı kendi geçmişini işaret eder mi?”

Bugün üzerinde yaşadığımız Eskişehir’in, binlerce yıl önce de bir merkez olduğunu görmek insanın bakışını ister istemez değiştiriyor. Aynı sokaklardan geçerken, aynı toprakta yürürken artık başka bir bilinçle bakıyorsunuz etrafa. Çünkü bilmek, insanı sorumlu kılıyor.

1989 yılında başlayan ve bugün Prof. Dr. Mahmut Bilge Baştürk başkanlığında Cumhurbaşkanlığı Kararlı Kazı statüsünde sürdürülen kazılar, aslında sadece bilimsel bir çalışma değil. Aynı zamanda bu kente karşı bir vefa borcunun da ifası.

Serginin açılışında yapılan konuşmalar da tam olarak bu duyguyu besliyor. Kazı Başkanı Baştürk’ün, yürütülen çalışmaların bölge tarihine katkılarına dair anlattıkları; arkeolojinin soğuk bir bilim dalı olmadığını, aksine bir kentin ruhuna dokunduğunu bir kez daha hatırlatıyor.

Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce’nin sergiye dair yaptığı değerlendirme ise yerel yönetimlerin kültürel mirasa bakış açısı açısından önemli bir not düşüyor. “Bu kareler Eskişehir’imizin binlerce yıllık tarihine ışık tutuyor” cümlesi, aslında bir temenniden öte, bir sorumluluk çağrısı gibi okunmalı.

Çünkü mesele yalnızca kazmak, bulmak ya da sergilemek değil.

Mesele, bu mirası koruyarak geleceğe taşımak.

Eskişehir çoğu zaman gençliğiyle, üniversiteleriyle, kültür-sanat etkinlikleriyle anılıyor. Bu elbette çok kıymetli. Ama bu şehrin gerçek gücü, modernlikle tarihin yan yana durabilmesinde saklı. Şarhöyük’ten çıkan her bulgu, bize tam da bunu anlatıyor.

Toprağın altındaki eski şehir, aslında üstündeki yeni şehre ayna tutuyor.

Arkeoloji, sanat ve tarih meraklıları için 1 Mart’a kadar açık olan bu sergi; gezilip geçilecek bir sergiden çok daha fazlası. Bir durup düşünme çağrısı. “Bu şehirde yaşıyorum” demenin, “bu şehrin geçmişini de sahipleniyorum” demek olduğunu hatırlatan bir durak.

Belki de arada bir yapmamız gereken şey tam olarak bu:

Başımızı biraz kaldırıp bugüne bakmak,

sonra da biraz eğilip toprağın altındaki hikâyeyi dinlemek.

Eskişehir, anlatacak çok şeyi olan bir şehir.

Yeter ki biz dinlemeyi bilelim.