Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulacak kanun teklifi, milyonlarca emekliyi doğrudan ilgilendiriyor. Belki de uzun zamandır Meclis gündemine gelen en hayati düzenlemelerden biriyle karşı karşıyayız. Yıllarca bu ülkeye hizmet etmiş, alın teri dökmüş, vergisini vermiş, üretmiş, büyütmüş emekliler için atılacak her adım; sadece sosyal bir düzenleme değil, aynı zamanda vicdani bir sorumluluktur.
Teklifin merkezinde en düşük emekli aylığının yükseltilmesi var. Normal şartlarda 16 bin 881 TL olan en düşük emekli maaşı, yüzde 12,19’luk artış uygulandığında 18 bin 939 TL’ye yükseliyor. Rakam net, hesap ortada. Ancak burada kritik bir detay var: Bu artış otomatik olarak uygulanmıyor. Yani “zam yapıldı” demek yetmiyor. Yasal düzenleme olmazsa, kök aylığı düşük olan emekliler bu artıştan fiilen yararlanamıyor.
İşte tam da bu noktada Meclis’e sunulacak teklif büyük önem taşıyor. Çünkü kök aylık gerçeği, yıllardır emeklilerin en büyük yaralarından biri. Kâğıt üzerinde zam var, tabelada rakam yükselmiş gibi görünüyor; fakat emeklinin cebine yansıyan değişmiyor. Bu durum, emekliler arasında haklı bir kırgınlık ve güvensizlik oluşturuyor. Devletin görevi, rakamları değil, hayatı iyileştirmektir.
Emeklilik, bir lütuf değil; kazanılmış bir haktır. Kimse bu ülkeye 25-30 yıl hizmet ettikten sonra ay sonunu nasıl getireceğini düşünmek zorunda kalmamalı. Bugün pazara çıkan bir emekli, etiketlere bakıp iç geçiriyorsa, kira günü yaklaştığında uykusu kaçıyorsa, burada sadece ekonomik değil, sosyal bir sorun vardır. Emeklinin rahat etmediği bir ülkede toplumsal huzurdan söz etmek zordur.
AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler başkanlığında hazırlanan yaklaşık 15 maddelik kanun teklifi, sadece emeklileri değil, geniş bir kesimi ilgilendiriyor. En düşük emekli aylığına ilişkin rakam, yapılacak değerlendirmelerin ardından netleşecek. Ancak beklenti net: Emeklinin eline geçen para gerçek anlamda artmalı.
Teklifte yer alan bir diğer önemli başlık ise asgari ücret işveren desteğinin 1270 liraya çıkarılması. Bu düzenleme, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler açısından ciddi bir nefes alma alanı oluşturabilir. İstihdamı korumak, işvereni ayakta tutmak kadar çalışanı da güvence altına almak demektir. Ekonomi bir denge işidir; bir tarafı görmezden gelerek diğerini ayakta tutamazsınız.
Yine aynı teklifle birlikte, son dönemde vatandaşın en çok şikâyet ettiği konulardan biri olan fahiş site aidatlarına da neşter vuruluyor. “Kiramdan fazla aidat ödüyorum” serzenişi artık neredeyse her apartmanda duyuluyor. Yeni düzenlemeyle; demirbaş yenileme, bakım, onarım ve temizlik gibi hizmetler önce projelendirilecek, teklifler alınacak ve en önemlisi kat maliklerinin onayına sunulacak. Onay olmadan aidat toplanamayacak. Bu, hem şeffaflık hem de suistimallerin önlenmesi açısından son derece kıymetli bir adım.
Kanun teklifinde ayrıca, çeşitli nedenlerle ödeme yapamayan ya da başvurusunu tamamlayamayan tarım arazileri ve bazı taşınmazlarla ilgili hak sahiplerine yeni bir süre tanınması da yer alıyor. Bu da özellikle kırsalda yaşayan vatandaşlar için önemli bir fırsat anlamına geliyor.
Özetle; Meclis’e sunulacak bu teklif, doğru uygulanır ve beklentilere uygun şekilde yasalaşırsa, toplumun farklı kesimlerine dokunan ciddi sonuçlar doğurabilir. Ama en kritik başlık yine emekliler. Çünkü emekliyi korumak, aslında geleceğimizi korumaktır. Bugün emekliye nasıl davrandığımız, yarın çalışana verilen mesajdır.
Bu ülkede kimse “emekli oldum ama geçinemiyorum” dememeli. Emeklilik, bir endişe değil; huzur dönemi olmalı. Atılacak her adımda bu hassasiyetin gözetilmesi, hem devletin hem siyasetin asli görevidir.