Eskişehir’in Mihalıççık ilçesine bağlı Yunus Emre Köyü…

Bozkırın ortasında sessiz görünen ama aslında asırlardır konuşan bir yer.

Her yıl mayıs ayı geldiğinde bu topraklarda sadece bir anma programı yapılmaz; Türk milletinin hafızası, dili, irfanı ve vicdanı yeniden yoklanır. Bu yıl da Eskişehir Valiliği öncülüğünde düzenlenen Yunus Emre’yi Anma Haftası etkinlikleri kapsamında devlet protokolü, bürokratlar, siyasetçiler ve vatandaşlar Yunus Emre Külliyesi’nde bir araya geldi. Fakat mesele şudur: Yunus Emre’nin huzuruna gitmek kolaydır. Asıl zor olan, Yunus Emre’nin söylediklerini bugünün hayatına taşıyabilmektir. Çünkü Yunus Emre yalnızca bir mezarın içinde yatan tarihî şahsiyet değildir. O, Türk milletinin yüzyılları aşan vicdan sesidir.

Türk Dünyasının Ortak Dili: Yunus Emre

Bugün Balkanlardan Orta Asya’ya, Anadolu’dan Kafkaslara kadar Türkçe konuşulan her coğrafyada Yunus Emre’nin adı saygıyla anılıyorsa bunun sebebi yalnızca onun güzel şiirler yazmış olması değildir.

Yunus Emre, Türkçeyi bir saray dili değil, bir gönül dili haline getirmiştir.

13. yüzyılda Anadolu’nun siyasi karışıklıklar, savaşlar, Moğol istilaları ve toplumsal kırılmalarla sarsıldığı bir dönemde o, halka Arapça ya da Farsça ile değil; milletin kendi diliyle seslenmiştir. Böylece Türkçe, sadece konuşulan bir iletişim aracı olmaktan çıkmış; hikmet taşıyan, insanı terbiye eden, birleştiren bir medeniyet dili olmuştur. Bu nedenle Yunus Emre sadece Türkiye’nin değil, bütün Türk Dünyasının müşterek değeridir. Bugün Yunus Emre Enstitüsü adını ondan alıyorsa, Kazakistan’da, Kırgızistan’da, Azerbaycan’da, Bosna’da onun şiirleri okutuluyorsa; bu, Yunus’un sınırları aşan bir gönül coğrafyası kurmuş olmasındandır. Çünkü onun dili millidir ama mesajı evrenseldir.

“Yaratılanı Severiz Yaradan’dan Ötürü”

Yunus Emre’nin düşünce dünyasının merkezinde insan vardır. Ama bugünün bireyci insanı değil; kalbi olan, merhameti olan, başkasının acısına duyarlı insan. Onun şu sözü çağları yararak bugün karşımıza dikiliyor:

“Yaratılanı severiz Yaradan’dan ötürü.”

Bugün dünyanın en çok ihtiyaç duyduğu cümle belki de budur. Çünkü insanlık teknoloji çağında ilerledi ama gönül çağında geriledi. Binalar yükseldi, ilişkiler çöktü. İletişim arttı, anlayış azaldı. Kalabalıklar çoğaldı, yalnızlık derinleşti. Tam da bu yüzden Yunus Emre’nin öğrettiği sevgi romantik bir duygu değil, toplumsal bir reçetedir. Ayrışan toplumlara birlik, öfkeli dillere yumuşaklık, kimlik çatışmalarına kardeşlik, siyasi kamplaşmalara insanlık önerir. Yunus Emre’nin sevgisi pasif bir hoşgörü değildir; aktif bir merhamettir.

Mihalıççık’ta protokol üyelerinin Yunus Emre’nin kabrine gidip dua etmesi elbette anlamlıdır. Devletin kendi kültürel köklerine sahip çıkması önemlidir. Nitekim Yunus Emre Külliyesi yıllardır bu hafızanın diri tutulduğu önemli merkezlerden biri olarak yaşatılmaktadır. Türk Dünyasının da Türkiye’nin de önünde bugün en büyük ihtiyaç; ekonomik kalkınmadan önce zihinsel ve ahlaki toparlanmadır. Bu toparlanmanın mayasında ise Yunus’un dili vardır: Sevgi, tevazu, hikmet, kardeşlik, insanı incitmeme. Eskişehir protokolünün Mihalıççık’taki ziyareti bu yönüyle sadece resmî bir katılım değil, aynı zamanda toplumun kök değerlerine yapılan bir dönüş çağrısı olarak okunmalıdır.

Çünkü Yunus Emre hâlâ konuşuyor.

Mesele, bizim onu gerçekten dinleyip dinlemediğimizdir.