İstanbul’un bitmek bilmeyen keşmekeşi, saatler süren trafik çilesi ve her geçen gün ağırlaşan hayat pahalılığı, artık beyaz yakalılar için "katlanılamaz" bir sınırda. Pandemiyle hayatımıza giren ve kalıcı hale gelen uzaktan çalışma modeli, nitelikli iş gücünün eline bir özgürlük pasaportu verdi. Bu pasaportun üzerindeki en popüler vizelerden biri ise artık tartışmasız: Eskişehir.

Eskiden "öğrencilik biter, bavul toplanır ve İstanbul’a gidilirdi." Şimdi ise hikaye tersine dönüyor. Bilgisayarını çantasına koyan, yüksek hızlı trende yerini ayırtan beyaz yakalılar, Porsuk kenarında bir kafede, İstanbul’daki plazalara kod yazıyor, tasarım yapıyor ya da toplantılara katılıyor.

Peki, Eskişehir bu "yeni sakinlerine" sadece güzel parklar ve ucuz çiğbörek mi vadediyor?

Kabul edelim; Eskişehir’in sunduğu "yürünebilir şehir" kültürü, opera ve tiyatro imkanları, bu entelektüel göçün en büyük motivasyonu. İstanbul’da iki saatlik yolda kaybettiği zamanı, burada Haller Gençlik Merkezi’nde kahvesini yudumlayarak kazanan beyaz yakalı, şehre ciddi bir entelektüel sermaye taşıyor.

Ancak burada yerel yönetimin ve şehir paydaşlarının durup düşünmesi gereken kritik bir soru var: Sadece park-bahçe yaparak bu nitelikli göçü bir teknoloji devrimine dönüştürebilir miyiz?

Eskişehir’in artık sadece "turizm kenti" gömleğiyle yetinmemesi gerekiyor. Eğer biz bu dijital göçebeleri sadece birer "müşteri" olarak görürsek, bu rüzgar kısa sürer. Şehrin üniversiteleriyle, teknoparklarıyla ve ticaret odalarıyla birleşip; bu yeni sakinleri birer "girişimciye" dönüştürecek ekosistemi kurması şart.

Dünyada Berlin ya da Lizbon neyi başardıysa, Eskişehir de Türkiye’de bunu başarabilir. Ortak çalışma alanlarının (co-working space) sayısını artırmak, fiber internet altyapısını her mahalleye kusursuz ulaştırmak ve bu "dijital akıl" ile yerel sanayiyi buluşturacak köprüler kurmak zorundayız.

Sonuç olarak; Eskişehir artık sadece fotoğraf çekilip dönülen bir turistik dekor değil; fikirlerin üretildiği, yazılımların kodlandığı bir gelecek vaadi olmalıdır. Şehir bu değişimi yönetip Türkiye’nin teknoloji üssü mü olacak, yoksa bu büyük fırsatı Porsuk’un sularına mı bırakacak?

Zaman, bu sorunun cevabını verecek. Ama bizlerin, bu potansiyeli gündeme taşıması ve şehri bu yeni vizyona hazırlaması gerekiyor.