Eskişehir Büyükşehir Belediyesi etrafında son günlerde büyüyen tartışma artık basit bir “zam polemiği” olmaktan çıktı. AK Parti Eskişehir İl Başkanı Gürhan Albayrak’ın yaptığı açıklama ve Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapılan suç duyurusu, meseleyi doğrudan hukuki ve idari bir kriz seviyesine taşıdı.

Ancak bu tabloya sadece “siyasi tartışma” diye bakmak, gerçeğin önemli bir kısmını ıskalamak olur.

İddia ne söylüyor? Albayrak’ın açıklamasındaki en kritik vurgu şu: Meclis ve komisyonlardan geçen tarifeler ile vatandaşa yansıtılan tarifeler arasında fark olduğu iddia ediliyor. Üstelik bu farkın, ortalama yüzde 48,5 civarında olduğu, bazı kalemlerde somut örneklerle değiştirildiği, bunun “sehven hata” değil, bilinçli müdahale olduğu öne sürülüyor.

Bu çok ağır bir iddia. Çünkü bu, teknik bir hata tartışmasının ötesinde şunu ima eder. Karar ile uygulama arasında kopukluk var.

“Sehven hata” mı, sistem sorunu mu? Belediye cephesinden gelen ilk savunmalarda “sehven hata olabilir, inceleniyor” yaklaşımı dikkat çekiyor. Ama burada kritik bir eşik var: Bir kalemde hata olabilir. İki kalemde hata olabilir. Ama sistematik oran farkları, birden fazla kalemde artış, belgelerle ortaya konan değişiklik iddiası varsa, bu artık “hata” değil, süreç sorunudur. Ve süreç sorunu demek; ya kontrol mekanizması çalışmıyor ya da kontrol mekanizması devre dışı bırakılmış demektir.

Bu kriz, Ayşe Ünlüce açısından siyasi kariyerinin ilk büyük yönetim testi. Çünkü bu noktada mesele şuna indirgenir. Bu işlemler başkanın bilgisi dahilinde mi yapıldı? Yoksa başkan, kendi sisteminin ürettiği sonuçları sonradan mı görüyor? İkinci ihtimal daha tehlikeli. Çünkü bu durumda ortaya çıkan tablo şu olur. Başkan yönetiyor gibi görünür ama aslında yönetemez.

“Ekip meselesi” artık ertelenemez. Bir belediyede, Meclisten geçen karar değişiyorsa, tarifeler sonradan farklı uygulanıyorsa, bu fark kamuoyuna yansıyorsa orada sorun bireysel değil, organizasyoneldir. Ve organizasyonel sorunların çözümü nettir: Revizyon.

Bugün Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nde tartışılması gereken şey zam oranları değil, şu sorudur: Bu süreç kimlerin elinden geçti? Kim kontrol etti? Kim fark etmedi? Bu üç sorunun cevabı, ekibin kaderini belirler.

Hukuki süreç neyi değiştirecek? Savcılığa yapılan suç duyurusu elbette süreci başka bir boyuta taşıyacak. Ama siyasette algı, hukuktan daha hızlı çalışır. Eğer süreç şeffaf yönetilmez, sorumlular net şekilde ortaya konmaz, kamuoyuna güçlü bir açıklama yapılmaz ise hukuki sonuç ne olursa olsun, siyasi hasar kalıcı olur.

Bugün Eskişehir’de yaşanan kriz, dışarıdan gelen bir saldırıdan çok, içerideki kontrol zafiyetinin dışa yansıması gibi görünüyor. Ayşe Ünlüce’nin önünde net bir yol ayrımı var. Ya bu süreci “siyasi polemik” olarak okuyacak ya da bunu bir “yönetim alarmı” olarak değerlendirecek. İkinci yolu seçerse, bu kriz onu güçlendirebilir. Ama ilk yolu seçerse… Bugün tartışılan tarifeler olur, yarın tartışılan şey doğrudan yönetim kapasitesi olur.

Ve siyasette en hızlı yıpratan şey şudur: Kontrol edemediğin sistemin sorumluluğunu taşımak.