Dört mum hikayesi ünlüdür.
Umut’un nasıl önemli bir şey olduğunu anlatır.
Umutsuzluk insan hayatının ve toplumların hiç kaybetmemesi gereken bir olgudur.
Ne diyor 4 mum hikayesi.
***
Ortam çok rüzgârlıydı. Bir odada 4 tane mum usul usul yanıyordu…
4 mum yavaşça yanıyordu, ama ortalık o kadar sessizdi ki, mumların konuşmaları duyabiliyordu…
Birinci mum,
“Ben BARIŞ”ım! Ama kimse benim yanmama yardımcı olmuyor. Sanırım yakında söneceğim” dedi. Alevi hızla azaldı ve sonunda tamamen söndü.
İkinci mum:
“Ben İNANÇ”ım! Ne yazık ki artık vazgeçilmez değilim. Onun için, bundan sonra yanıp durmamın bir anlamı kalmadı”
Sözlerini tamamladığında, esen rüzgâr onu da tamamen söndürdü…
Sırası geldiğinde üçüncü mum, hüzünlü bir sesle konuştu:
“Ben SEVGİ”yim! Ama artık yanacak gücüm kalmadı. İnsanlar beni unuttu, değerimi hiç anlamıyorlar. En yakınlarını sevmeyi bile unuttular”
Sevgi de daha fazla beklemeden sönüp gitti…
Ansızın...
Odaya birden küçük bir çocuk girdi ve üç mumun da yanmadığını gördü.
Üzgün ve ağlamaklı bir sesle:
”Neden yanmıyorsunuz? Sizin sonsuza kadar yanmanız gerekmiyor muydu?” dedi.
Ardından da ağlamaya başladı…
O zaman dördüncü mum konuşmaya başladı:
“Korkma, ben hala yanıyorum. Ben yandığım sürece öteki mumları da yeniden yakabiliriz, ben UMUT”um!”
Duyduklarıyla sevinen çocuk, gözleri mutlulukla parlayarak, UMUT mumunu aldı ve öteki mumları birer birer yaktı…
***
İnsanların umutsuzluğa kapıldığı, korona virüs denilen belanın her gün 300’lere varan can kayıplarını yaşattığı hayat pahalılığının, bir biri ardına gelen zamların insanların belini büktüğü bir ortamda bir sanatçı çıktı ve “Geççek” dedi.
O 4 mum hikayesindeki küçük çocuktu.
Bir sanatçıydı.
Umut mumuydu.
İnanıyoruz ki diğer mumları da yaktı.
***
Ne demişti büyük Atatürk.
Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.