Geçtiğimiz günlerde sabah işe giderken tramvayda bir kadınla karşılaştım. Çocuğunun lösemi hastası olduğunu, ek gıdalarını karşılamakta zorlandığını söylüyor ve vatandaşlardan para istiyordu. Akşam işten dönerken aynı kadınla yine tramvayda karşılaştım. Sabah da para topluyordu, akşam da… Açıkçası insan ister istemez düşünüyor. Gerçekten yardıma ihtiyacı olan bir aile mi var, yoksa insanların duyguları mı istismar ediliyor?

Tam da bu konuyu yazmayı düşünürken Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Zabıta Dairesi Başkanlığı ekiplerinin dilencilere yönelik yaptığı denetim haberi geldi. Tramvayda vatandaşlardan “Torunum hasta” diyerek para isteyen bir kadının üzerinden tam 19 bin 225 lira çıktı. Evet, yanlış okumadınız. Bir kişinin üzerinde tek seferde 19 bin 225 lira bulundu.

İnsanların bir ay boyunca çalışarak, sabahın erken saatlerinde işe giderek, akşam yorgun argın evine dönerek kazandığı paradan söz ediyoruz. Kirası var, faturası var, mutfağı var, çocuklarının masrafı var. Üstelik kazandığı paranın vergisini veriyor, sigorta primi ödeniyor, her kuruşunun hesabını yapıyor. Diğer tarafta ise insanların vicdanlarına dokunarak bir gün içerisinde neredeyse bir aylık asgari ücret düzeyinde para toplandığı bir tablo ortaya çıkıyor.

Daha ilginci de şu: Zabıta ekipleri o kişiyi günün daha erken saatlerinde yakalasa ne kadar para çıkacaktı acaba? Akşama kadar devam etse belki de 20 bin lirayı aşacaktı. Vallahi pes doğrusu.

Elbette burada gerçekten yardıma ihtiyacı olan insanları ayrı tutmak gerekiyor. Sokakta, gerçekten zor durumda olan, kimsesiz kalan, hayatını devam ettirmekte güçlük çeken insanlar olabilir. Onlara destek olmak, sosyal devletin ve toplumun önemli sorumluluklarından biri. Ancak yardım ile duygu sömürüsü arasındaki çizgiyi de artık daha net görmek zorundayız.

Çünkü mesele sadece bir kişinin para toplaması değil. Bu iş artık vatandaşın iyi niyetinin sistematik şekilde kullanılmasına dönüşüyorsa burada daha ciddi bir sorun var demektir.

Üstelik bu kişilere para veren vatandaşlar da aslında bu düzenin devam etmesine istemeden katkı sağlıyor. Valilik tarafından alınan kararlar ve yapılan uyarılara rağmen hâlâ tramvaylarda, kavşaklarda, yaya geçitlerinde ve farklı kamusal alanlarda insanlardan para isteyen kişiler görüyoruz. Vatandaş para vermeye devam ettikçe, dilencilik de bir gelir kapısı olarak görülmeye devam ediyor.

Burada belediyelerin ve kolluk kuvvetlerinin yaptığı denetimler elbette önemli. Büyükşehir Belediyesi’nin son çalışmasını da bu nedenle önemli buluyorum. Kaldırım işgallerine, motosikletlerin yaya alanlarını kullanmasına ve kent temizliğine yönelik çalışmaların yanında dilencilik konusunda da sahada olunması gerekiyor.

Hatta artık tramvaylarda kart basılıp basılmadığının denetlendiği gibi dilencilik konusunda da daha düzenli denetim yapılması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü özellikle toplu taşıma araçları, insanların duygularına doğrudan ulaşılabilen alanlar haline gelmiş durumda. Birkaç durak boyunca anlatılan acıklı bir hikâye, vatandaşın cebinden çıkan paraya dönüşüyor.

Burada teknoloji de kullanılabilir, düzenli saha denetimleri de artırılabilir. Özellikle sürekli aynı güzergâhlarda ve aynı yöntemlerle para toplayan kişilerin tespit edilmesi konusunda daha etkin bir sistem kurulabilir. Vatandaşın da gördüğü bu tür durumları zabıtaya bildirmesi sağlanabilir.

Ama bütün bunların yanında en önemli mesele yine vatandaşta bitiyor. Gerçekten yardıma ihtiyacı olan birine destek olmak istiyorsak bunu güvenilir yardım kanalları üzerinden yapmak çok daha doğru. Çünkü sokakta para verdiğimiz kişinin gerçekten ihtiyaç sahibi olup olmadığını bilmiyoruz.

Bir tarafta ay sonunu getirmek için hesabını kitabını yapan insanlar, diğer tarafta insanların vicdanlarına dokunarak bir günde binlerce lira toplayan kişiler varsa burada artık sadece “dilenci denetimi” olarak bakamayacağımız bir durum var.

Eskişehir’de bu konuda daha sıkı ve düzenli bir denetim şart. Ancak denetim kadar vatandaşın bilinçlenmesi de şart. Çünkü biz para verdikçe bu sistem çalışıyor. Vermediğimizde ise bu kişilerin başka yöntemlere yönelmesi gerekiyor.

Yardım edelim ama kime, nasıl ve ne şekilde yardım ettiğimizi de bilelim. Gerçek ihtiyaç sahibinin hakkını korumanın yolu, duygularımızın istismar edilmesine izin vermemekten geçiyor.

19 bin 225 lira meselesi aslında hepimize bir şey anlatıyor. Mesele sadece o paranın kimin cebinden çıktığı değil. Asıl mesele, bu paranın nasıl bir günde toplanabildiği ve buna neden hâlâ izin verdiğimiz.