Bir süredir sahadan gelen sesleri dikkatle dinliyorum. Eskişehir’de direksiyon başında olan herkesin dilinde aynı cümle var: “Bu iş böyle gitmez.” Abartı değil, sitem değil… Bildiğin gerçek.
Okul servislerinden başlayalım. Eskişehir Servis Araçları İşletmecileri Odası Başkanı Cem Ünal’ın sözleri aslında fotoğrafın en net hali. Daha birkaç ay önce 55 lira olan akaryakıt bugün 70’li rakamları geçmiş, 80’e doğru yürüyormuş. Yüzde 30’u aşan bir maliyet artışı var. Belki yarın yüzde 45 olacak. Ama ortada bir gerçek daha var: Servis ücretlerine zam yok.
Şimdi burada durup düşünmek gerekiyor. Bir tarafta her gün artan maliyetler, diğer tarafta sabit kalan gelir. Matematiği çok basit aslında. Bu denklem uzun süre böyle gitmez. Gitmiyor da zaten. O yüzden telefonlar susmuyor, “Yeni tarife ne zaman?” sorusu her gün odanın kapısını çalıyor.
Ama işin bir de diğer tarafı var. Veliler… Onlar da haklı. Herkes kendi bütçesini ayakta tutmaya çalışıyor. Kimse “zam gelsin” diye beklemiyor. Zaten mesele de burada düğümleniyor. Esnaf ayakta kalmaya çalışıyor, vatandaş ay sonunu getirmeye.
İşte tam da bu yüzden “denge” kelimesi her zamankinden daha önemli. Servisçiler “kazanalım” demiyor aslında. “Devam edelim” diyor. Çünkü bu iş sadece bir ticaret değil. Her sabah binlerce öğrenciyi okula ulaştıran bir sistemden bahsediyoruz. Eğer o sistem çökerse, ortaya çıkacak tabloyu kimse istemez.
Gelelim işin diğer cephesine… Kamyonculara. Eskişehir Şoförler Odası Başkanı Kadir Ağır’ın sözleri daha da sert. “Kamyoncu perişan” diyor. Bu cümle boşuna kurulmuş bir cümle değil. İran-ABD-İsrail hattındaki gerilim, Hürmüz Boğazı derken, dünyanın bir ucundaki gelişme gelip burada direksiyona dokunuyor.
Mazot artıyor, maliyet artıyor, yük taşımak zorlaşıyor. Ama taşımacılık durabilir mi? Duramaz. Çünkü hayatın kendisi o taşımaya bağlı. Market rafındaki ürün de o kamyonla geliyor, fabrikadaki üretim de o nakliyeyle dönüyor. Yani kamyoncu zorlanıyorsa, aslında zincirin tamamı zorlanıyor.
Burada kamyoncunun talebi de çok uç bir talep değil. “Vergi düşürülsün, mazotta indirim olsun, biraz nefes alalım” diyorlar. Açık açık “teşvik” istiyorlar. Çünkü mevcut tabloyla yılın ikinci yarısını görmek bile zor görünüyor.
Şimdi iki tabloyu yan yana koyun. Bir tarafta servisçiler… Zam alamıyor ama maliyetleri artıyor. Diğer tarafta kamyoncular… Zam yapsa bile maliyetin altında eziliyor.
Ortak nokta ne? Akaryakıt. Türkiye’de birçok sektörün kaderi doğrudan akaryakıta bağlı. Fiyat yükseldiği anda zincirleme bir etki başlıyor. Taşıma pahalanıyor, hizmet pahalanıyor, en sonunda da hayat pahalanıyor. Bu yüzden mesele sadece bir meslek grubunun sorunu değil. Daha geniş bir ekonomik başlık.
Peki çözüm ne? Kısa vadede yapılacaklar belli aslında. Yerel yönetimler, servis ücretleri konusunda gerçekçi bir denge kurmak zorunda. Esnafı tamamen görmezden gelen bir yaklaşım sürdürülebilir değil. Aynı şekilde vatandaşı zorlayacak bir artış da doğru değil. İnce bir ayar gerekiyor.
Merkezi yönetim tarafında ise özellikle nakliye sektörü için destek kaçınılmaz görünüyor. Vergi indirimi mi olur, mazot desteği mi olur, farklı bir teşvik modeli mi… Ama bir adım atılması şart.
Çünkü bu iş “biraz daha idare ederiz” noktasını çoktan geçmiş durumda. Aksi halde ne olur? Servisçi kontak kapatırsa çocuk okula nasıl gidecek? Kamyoncu yoldan çekilirse o raflar nasıl dolacak? Sorular basit ama cevapları düşündürücü.
Bugün Eskişehir’den yükselen bu ses aslında Türkiye’nin birçok yerinden geliyor. Direksiyon başındaki insanların derdi aynı. Yük ağır, yol uzun, mazot pahalı. Ve herkes aynı şeyi söylüyor: “Bu yük tek başına taşınmaz.”
İşte tam da bu yüzden, artık o yükün paylaşılması gerekiyor.