İngiltere siyasetinde taşları yerinden oynatan tarihi bir istifa krizi yaşandı. Başbakan Keir Starmer, düzenlediği acil basın toplantısında hem başbakanlık görevinden hem de İşçi Partisi liderliğinden istifa ettiğini duyurdu. Partisinin artık kendisini bir sonraki genel seçime taşıyacak doğru lider olarak görmediğini belirten Starmer, eylül ayında parlamento açılana kadar görevde kalacağını ve ardından koltuğu yeni lidere devrederek siyasetten çekileceğini açıkladı.

"Partimin kararını olgunlukla kabul ediyorum"
Downing Street’teki başbakanlık konutu önünde kameraların karşısına geçen Keir Starmer, konuşmasına ekonomiden sağlığa kadar kendi döneminde atılan adımları savunarak başladı. Enflasyonun üzerinde seyreden ücret artışlarını, NHS (Ulusal Sağlık Hizmeti) bekleme listelerindeki tarihi düşüşü ve işçi haklarındaki iyileştirmeleri başarı olarak nitelendiren Starmer, istifa gerekçesini ise şu sözlerle açıkladı:
"İşçi Partisi'nin artık beni, partiyi bir sonraki genel seçime taşıyacak doğru kişi olarak görmediğini kabul ediyorum. Partimin içinden gelen bu kararı dinledim ve bunu büyük bir olgunlukla kabul ettim. İstifamı Kral'a sundum. 9 Temmuz'da başlayacak adaylık sürecinin ardından, Eylül ayında parlamentonun yeniden toplanmasından önce yeni lider göreve başlayacak. Ben de o güne kadar görevimi sürdüreceğim. Bundan sonra en büyük görevim, yanımda bir kaya gibi duran eşime iyi bir koca ve çocuklarıma iyi bir baba olmak."
Trump fitili ateşlemişti: "Göç ve enerjide başarısız oldu"
Keir Starmer'ın istifasının perde arkasında uluslararası baskıların da etkisi olduğu konuşuluyor. Geçtiğimiz günlerde bir açıklama yapan ABD Başkanı Donald Trump, Starmer’ın istifa edeceğini önceden açıkça ilan etmişti. Trump, İngiliz hükümetinin politikalarını sert bir dille eleştirerek, "Starmer göç yönetimi ve enerji gibi hayati öneme sahip iki çok büyük konuda ciddi şekilde başarısız oldu. Kendisine bundan sonraki hayatında başarılar diliyorum" ifadelerini kullanmıştı. Trump'ın bu çıkışının hemen ardından gelen istifa, İngiliz kamuoyunda "Washington baskısı" tartışmalarını da beraberinde getirdi.






