Anadolu'nun 5 bin yıl önceki beslenme kültürüne ilişkin dikkat çekici arkeolojik bulgular Eskişehir ve Kütahya'dan geldi. Eskişehir Küllüoba Höyüğü'nde 2024 yılında bulunan, bereket ritüeli kapsamında yakılarak toprağa gömüldüğü değerlendirilen ekmeğin ardından, Kütahya Seyitömer Höyüğü'nde de yangında kömürleşerek günümüze ulaşan 8 ekmek bulundu. İki farklı kazı alanında ortaya çıkarılan buluntular, Erken Tunç Çağı'nda Anadolu'da ekmeğin yalnızca bir besin olmadığını, farklı kullanım biçimlerine de sahip olduğunu gösteren önemli veriler sundu.

ANADOLU'NUN 5 BİN YILLIK SOFRA GEÇMİŞİ İKİ ŞEHİRDE GÜN YÜZÜNE ÇIKTI
İnsanlık tarihinin en eski beslenme alışkanlıklarından biri olan ekmek, aradan geçen binlerce yıla rağmen arkeolojik kazılar sayesinde geçmişe ışık tutmaya devam ediyor. Eskişehir ve Kütahya'da yürütülen kazılarda ortaya çıkarılan yaklaşık 5 bin yıllık ekmekler, Anadolu'nun Erken Tunç Çağı'ndaki beslenme kültürüne ilişkin dikkat çekici ayrıntıları gün yüzüne çıkardı.
İlk önemli buluntu, Eskişehir'in Seyitgazi ilçesinde bulunan Küllüoba Höyüğü'nde 2024 yılında gerçekleştirilen kazılarda ortaya çıkarıldı. Bir yapının eşik bölümünde, kırmızı renkli toprakla örtülerek gömülmüş halde bulunan ekmeğin, pişirildikten sonra bir parçasının koparıldığı ve ardından yakılarak toprağa bırakıldığı belirlendi. Araştırmacılar, buluntunun günlük tüketim amacıyla değil, bereket getirmesi düşüncesiyle gerçekleştirilen bir ritüelin parçası olarak hazırlanmış olabileceğini değerlendirdi.
6 Kasım 2026'da Kütahya'dan gelen yeni buluntu ise Anadolu'nun binlerce yıllık ekmek geçmişine ilişkin farklı bir hikâyeyi ortaya koydu. Kütahya kent merkezine 26 kilometre uzaklıktaki Seyitömer Höyüğü'nde bulunan 8 kömürleşmiş ekmek, bu kez bir evin kilerinde saklanan gıda ürünleriyle birlikte gün yüzüne çıktı. Ekmeklerin yanında buğday ve mercimek kalıntılarının da bulunması, yaklaşık 5 bin yıl önceki bir evin depolama alışkanlıklarına ilişkin önemli bilgiler sundu.

ESKİŞEHİR'DE BEREKET RİTÜELİNE AİT 5 BİN YILLIK EKMEK
Eskişehir'in Seyitgazi ilçesindeki Küllüoba Höyüğü'nde ortaya çıkarılan ekmek, arkeolojik özelliklerinin yanı sıra bulunduğu konum ve geçirdiği işlemlerle de dikkat çekti. Kazı çalışmaları sırasında gömülü bir yapının arka odasındaki eşik bölümünde bulunan ekmeğin üzerinin kırmızı renkli toprakla örtüldüğü tespit edildi. Karbonize olmuş halde günümüze ulaşan buluntu, laboratuvar ortamında gerçekleştirilen incelemelerle ayrıntılı şekilde değerlendirildi.
Kazı Başkanı ve Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Türkteki, ekmeğin kendileri açısından oldukça önemli bir keşif olduğunu belirtti. Ekmeğin yalnızca organik bir kalıntı olarak değil, dönemin toplumsal ve kültürel yaşamına ilişkin anlattıkları bakımından da değer taşıdığını ifade eden Türkteki, buluntunun bir ritüelin parçası olabileceğine dikkat çekti.
Elektron mikroskobu görüntüleri ve laboratuvar analizleriyle incelenen ekmeğin yapımında gernik buğdayı ve mercimek kullanıldığı belirlendi. Emmer olarak da bilinen gernik buğdayının, günümüzde kavılca adıyla bilinen bir alt grubuyla karşılaşıldı. Ekmeğin yaklaşık yüzde 90'ını buğdayın oluşturduğu, içerisine bir miktar mercimek de eklendiği tespit edildi.
Analizlerde ekmeğin hazırlanma sürecine ilişkin izlere de ulaşıldı. Hamurun karıştırılıp yoğrulduktan sonra mayalanması için bekletildiği, yaklaşık 150 santigrat derece sıcaklığa maruz bırakılarak pişirildiği belirlendi. Dış kısmının iç bölümüne göre daha iyi piştiği anlaşılan ekmeğin, pişirme işleminin ardından yeniden yakıldığı ortaya çıkarıldı.
EKMEĞİN BİR PARÇASI KOPARILDI, ARDINDAN TOPRAĞA GÖMÜLDÜ
Küllüoba'daki buluntuyu diğer arkeolojik kalıntılardan ayıran en önemli ayrıntılardan biri, ekmeğin bulunduğu konum ve geçirdiği işlemler oldu. Araştırmalara göre ekmek pişirildikten sonra bir parçası koparıldı, ardından yakılarak yapının tabanına, eşik bölümüne yakın bir noktaya gömüldü. Üzerinin kırmızı renkli toprakla kapatılması da bu sürecin dikkat çekici unsurları arasında yer aldı.
Kazı Başkanı Prof. Dr. Murat Türkteki, ekmeğin günlük tüketim için hazırlanmış olabileceği gibi görünmediğini, bulguların daha çok ritüel amaçlı bir üretime işaret ettiğini belirtti. Türkteki, yapının bereketi, adak veya benzeri inanışlarla bağlantılı bir uygulamanın söz konusu olabileceğini ifade etti. Ancak ekmeğin hangi ritüel kapsamında hazırlandığına ilişkin kesin bir değerlendirmeden kaçındı.
Türkteki'nin aktardığına göre ekmeğin yakılması, günümüze kadar korunabilmesinde de belirleyici rol oynadı. Normal koşullarda zaman içerisinde çürüyerek yok olabilecek organik bir kalıntı, karbonize olması sayesinde biçimini büyük ölçüde muhafaza etti.

KÜTAHYA'DA BİR EVİN KİLERİNDEN 8 EKMEK ÇIKTI
Anadolu'nun 5 bin yıllık ekmek geçmişine ilişkin ikinci önemli buluntu ise Kütahya'daki Seyitömer Höyüğü'nden geldi. Kazı çalışmalarında bir odanın içerisinde fırın, duvar kenarında ise raf kalıntıları tespit edildi. Rafın ayakları arasında bulunan 8 kömürleşmiş ekmeğin yanında buğday ve mercimek kalıntılarına da ulaşıldı.
Kazı Başkanı ve Kütahya Müze Müdürü Dr. Sevgi Gürdal, buluntuların Erken Tunç Çağı'nın ilk çeyreğine, yaklaşık 5 bin yıl öncesine tarihlendiğini belirtti. Ekmeklerin tahıl kalıntılarıyla aynı alanda bulunması, söz konusu odanın gıda ürünlerinin muhafaza edildiği bir alan olduğuna ilişkin önemli ipuçları sundu.
Gürdal'ın değerlendirmesine göre yangın öncesinde duvar kenarında bulunan rafın üzerinde çuvallar veya torbalar içerisinde tarım ürünleri saklanıyordu. Ekmeklerin de bu ürünlerle birlikte muhafaza edildiği düşünülüyor. Yangın sırasında rafın yıkılmasıyla üzerindeki ürünler birbirine karıştı ve toprağın altında kaldı.
Seyitömer'de bulunan 8 ekmeğin günümüze ulaşmasını sağlayan süreç de Küllüoba'daki buluntuyla benzerlik gösterdi. Yangının etkisiyle kömürleşen organik kalıntılar, normal şartlarda kısa sürede bozulabilecek yapılarını koruyarak binlerce yıl sonrasına taşındı. Böylece dönemin insanlarının yalnızca hangi ürünleri tükettiği değil, bu ürünleri nasıl sakladığına ilişkin de arkeolojik veriler elde edildi.

İKİ BULUNTU, İKİ FARKLI KULLANIM BİÇİMİ
Eskişehir ve Kütahya'da ortaya çıkarılan ekmekler, aynı tarihsel döneme uzanmalarına rağmen bulundukları ortam ve taşıdıkları anlam bakımından birbirinden ayrılıyor. Küllüoba'daki ekmek, bir parçasının koparılmasının ardından yakılarak yapının tabanına gömülmesi nedeniyle ritüel amaçlı bir kullanım ihtimalini gündeme getiriyor. Seyitömer'deki 8 ekmek ise bir evin içerisindeki raf kalıntıları, fırın ve tahıl ürünleriyle birlikte bulunması sayesinde dönemin gıda saklama alışkanlıklarına ilişkin bilgi veriyor.
Bir tarafta bereket inancıyla bağlantılı olduğu değerlendirilen ve özel bir uygulama sonucunda toprağa gömülen ekmek, diğer tarafta ise günlük yaşamın bir parçası olarak muhafaza edildiği düşünülen ekmekler bulunuyor. Bu yönüyle iki kazı alanındaki buluntular, yaklaşık 5 bin yıl önce Anadolu'da ekmeğin farklı amaçlarla kullanıldığına işaret ediyor.
Küllüoba'daki ekmek üzerinde yapılan analizler, dönemin tarımsal üretimi ve beslenme tercihleri hakkında da önemli sonuçlar ortaya koydu. Gernik buğdayı ve mercimekle hazırlanan ekmeğin yüksek besin değerine sahip olduğu, gluten oranının ise düşük olduğu belirlendi. Yüksek protein, B grubu vitaminler, lif, antioksidan özellikler ve dirençli nişasta bakımından dikkat çeken içeriği, eski dönemlerde kullanılan tarım ürünlerinin beslenme açısından taşıdığı önemi de ortaya çıkardı.
ANADOLU'DA BİLİNEN İKİ EKMEK ÖRNEĞİNDEN BİRİ KÜLLÜOBA'DA
Prof. Dr. Murat Türkteki, Küllüoba'da bulunan ekmeğin Anadolu'da bilinen nadir örneklerden biri olduğunu belirtti. Daha önce Çatalhöyük'te pişirilmemiş bir ekmek örneğinin bulunduğunu hatırlatan Türkteki, Küllüoba buluntusunun ise biçim verilmiş ve pişirilmiş olması bakımından farklılık taşıdığını ifade etti.
Seyitömer Höyüğü'nde ortaya çıkarılan 8 ekmek de bu açıdan Anadolu'nun eski beslenme kültürüne ilişkin arkeolojik verileri çeşitlendirdi. Özellikle ekmeklerin tahıl ürünleriyle birlikte ve bir evin içerisinde bulunması, günlük yaşamın ekonomik ve sosyal yönlerine dair değerlendirmeler yapılmasına imkân sağladı.

KÜLLÜOBA VE SEYİTÖMER HÖYÜKLERİ GEÇMİŞE IŞIK TUTUYOR
Eskişehir'deki Küllüoba Höyüğü'nde Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünün izinleri doğrultusunda yürütülen kazılar, Erken Tunç Çağı'na ait yerleşim düzeni ve yaşam alışkanlıklarının araştırılmasına katkı sağlıyor. Burada ortaya çıkarılan ekmek, dönemin tarımsal ürünlerinin yanı sıra inanç ve ritüel uygulamalarına ilişkin de önemli bir buluntu olarak değerlendiriliyor.
Kütahya'daki Seyitömer Höyüğü'nde ise kurtarma kazıları 1989 yılında başlatıldı. Kütahya kent merkezine 26 kilometre uzaklıkta bulunan höyükteki çalışmalar, 2019 yılından itibaren Kütahya Müzesi Müdürlüğü tarafından Çelikler Holding sponsorluğunda sürdürülüyor. Kazılar, Orta Tunç Çağı ve Erken Tunç Çağı katmanlarında devam ediyor.
Seyitömer'den çıkarılan 8 ekmek ile buğday ve mercimek kalıntıları, bugün Kütahya Arkeoloji ve Maden Müzesi'nde sergileniyor. Müze ziyaretçilerinin ilgisini çeken buluntular, Kütahya'daki arkeolojik mirasın önemli parçaları arasında yer alıyor.
Eskişehir'de bulunan Küllüoba ekmeği ise yalnızca arkeolojik bir buluntu olarak kalmadı. Eskişehir Büyükşehir Belediyesine bağlı Halk Ekmek Fabrikası'nda yeniden üretilen ekmek, belediyenin üretici marketlerinde 50 liradan satışa sunuluyor. Böylece yaklaşık 5 bin yıl önceki üretim geleneğinden izler taşıyan buluntu, günümüz tüketicileriyle de buluşuyor.
Eskişehir ve Kütahya'da gün yüzüne çıkarılan yaklaşık 5 bin yıllık ekmekler, Anadolu'nun geçmişine ilişkin birbirini tamamlayan iki farklı hikâye sunuyor. Küllüoba'da bereket ritüeliyle bağlantılı olduğu değerlendirilen ekmek, dönemin inanç dünyasına dair ipuçları verirken Seyitömer'de bulunan 8 ekmek, ev yaşamı ve gıda muhafaza yöntemlerini ortaya koyuyor.
Arkeolojik buluntular, ekmeğin binlerce yıl önce de insan yaşamında önemli bir yere sahip olduğunu gösterirken kullanılan tahıllar, üretim teknikleri ve saklama alışkanlıkları hakkında da somut veriler sunuyor. Eskişehir'de 2024 yılında ortaya çıkarılan ekmeğin ardından Kütahya'dan gelen yeni bulgular, Anadolu'nun binlerce yıllık sofra kültürünün henüz keşfedilmeyi bekleyen yönleri bulunduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.






