Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce’nin göreve gelişinin üzerinden iki yıl geçti. Yerel yönetimlerde iki yıl, önemli bir eşik olarak kabul edilir. Bu süre, bir belediye başkanının hem yönetim tarzını ortaya koyması hem de şehirde somut sonuçlar üretmesi açısından oldukça önemli. Ünlüce’nin bu dönemdeki performansına bakıldığında ise istikrar ve temkinli değişimin öne çıktığı bir tabloyla karşılaşıyoruz.

Göreve geldiği ilk günden itibaren Başkan Ünlüce’nin en belirgin özelliklerinden biri sahada olması, vatandaşla doğrudan temas kurması oldu. Esnaf ziyaretleri, mahalle buluşmaları ve gündelik sorunların yerinde dinlenmesi “ulaşılabilir yönetici” algısını güçlendirdi. Bununla birlikte Ünlüce’nin yönetim anlayışında dikkat çeken bir diğer unsur, önceki dönemden devralınan çizgiyi büyük ölçüde koruması oldu. Kültür, sanat, kent estetiği ve yaşam kalitesi odaklı projelerin devam ettirilmesi, Eskişehir’in “yaşanabilir şehir” kimliğini sürdürme açısından tutarlı bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir. Ancak bu tercih, beraberinde önemli bir soruyu da gündeme getiriyor: Bu çizgi kenti ileri taşımak için yeterli mi?

Eleştirilerin yoğunlaştığı nokta tam da burada ortaya çıkıyor. İki yıllık süreçte şehirde büyük ölçekli, dönüştürücü projelerin henüz belirginleşmemiş olması bazı kesimler tarafından sıkça dile getiriliyor. Kentsel dönüşüm, trafik yoğunluğu, otopark yetersizliği ve altyapı gibi kronik sorunlarda gözle görülür bir ilerleme sağlanamadığı yönündeki değerlendirmeler kamuoyunda karşılık buluyor. Yapılan çalışmaların daha çok günlük yaşamı kolaylaştıran, ancak köklü problemlere doğrudan müdahale etmeyen adımlar olarak görülmesi de bu eleştirileri besliyor.

Bisiklet yolları, yayalaştırma düzenlemeleri ve kamusal alanların iyileştirilmesi gibi adımlar, şehir yaşamını daha konforlu hale getiren önemli dokunuşlar olarak öne çıkıyor. Ancak bu tür çalışmaların, trafik ve altyapı gibi daha büyük sorunların gölgesinde yeterince görünür olup olmadığı da ayrı bir tartışma konusu.

Ünlüce’nin, yerel siyasette daha sakin ve uzlaşmacı bir noktada ilerlediği görülüyor. Yerel siyasette sert polemiklerden uzak duran bu yaklaşım, bir yandan gerilimi azaltan, birleştirici bir yönetim tarzı olarak yorumlanırken, diğer yandan bazı kesimler tarafından yeterince iddialı bulunmuyor.

İki yılın ardından ortaya çıkan tabloysa ne bir başarısızlık hikâyesi anlatıyor ne de kenti kökten değiştiren büyük bir dönüşümü işaret ediyor. Daha çok mevcut yapıyı koruyan, küçük ama istikrarlı adımlarla ilerleyen bir yönetim anlayışı öne çıkıyor. Ancak zamanın hızlı aktığı ve beklentilerin giderek yükseldiği düşünüldüğünde, asıl belirleyici dönemin bundan sonrası olacağı açık.