Eskişehir, tam 27 yıldır aralıksız bir CHP belediyeciliği tecrübesi yaşıyor. Büyükşehirde çeyrek asrı deviren Yılmaz Büyükerşen dönemi, kuşkusuz ilk yıllarında Porsuk Çayı düzenlemesi, tramvay altyapısı ve tematik parklar gibi "vizyon" işlerle şehre bir ivme kazandırmıştı. Yılmaz Hoca daha sonra uzun yıllar o ilk dönemde yaptığı işlerin kredisini kullanarak geçirdi. O "efsane" dönem zamanla yerini bir durağanlığa, yani "mış gibi belediyecilik" evresine bıraktı.

Bugün bayrağı devralan Ayşe Ünlüce, her fırsatta belediyeciliği Yılmaz Hoca'dan öğrendiğini söylüyor. Fakat ne yazık ki; Sayın Ünlüce, Hocanın o devrimsel işler yaptığı ilk yıllarından değil, belediyecilikten yorulduğu, iş üretmek yerine sorunların halı altına süpürüldüğü ve şehrin kendi kaderine terk edildiği o son "yorgunluk" döneminden öğrenmiş.

İmza Yok, Vizyon Yok, Çözüm Yok!

Koca iki yıl geçti; Eskişehir’in geleceğine dair tek bir "imza proje" göremedik. Şehre değer katacak, heyecan uyandıracak bir vizyonun esamesi okunmuyor. Aksine, var olan sorunları çözme noktasında bile son derece pasif bir yönetim anlayışı hakim.

Eskişehir’in en kritik 3 sorununu ele alalım.

1. Trafik: Çözmüyoruz, "Çözüyormuş Gibi" Yapıyoruz

Tabi ki ilk akla gelen, Eskişehir’in kanayan yarası trafik. Vatandaş direksiyon başında çileden çıkarken, bu sorunu kabullenmeyen, görmezden gelen bir belediye başkanımız var. Evet, kavşaklarda veya trafik ışıklarında "yeşil dalga" gibi ufak dokunuşlar yapılıyor; bu kırıntılara bile muhtaç kaldığımız için her birini değerli görüyoruz. Ancak bir yandan trafiği rahatlatmaya çalışıp diğer yandan plansız bisiklet yolları ve dubalarla yolları daraltmak, kaşığıyla verip sapıyla göz çıkarmaktan başka bir şey değil. Çünkü "mış gibi belediyecilik" anlayışında alternatif yol üretmek, alt geçit veya üst geçit yapmak yoktur. Sadece günü kurtaran pansuman tedbirler vardır.

2. Altyapı: Şehir SOS Veriyor

Şehir sadece trafikle değil, altyapıyla da imdat çağrısı yapıyor. Yıllar öncesinin teknolojisiyle yapılan sistem artık her yerden patlak veriyor. Geçtiğimiz günlerde yaşadığımız ve 48 saati aşan o büyük kesinti, kriz yönetiminin ne kadar zayıf olduğunu tüm çıplaklığıyla ortaya koydu. Bu krizler tesadüf değil, yaklaşan büyük fırtınanın habercisidir.

"Mış gibi belediyecilik" anlayışında, yerin altındaki o zorlu ve zahmetli işlere girmek yoktur. Çünkü altyapı görünmez, reklamı zordur. Ama unutulmamalıdır ki; makyaj ne kadar güzel olursa olsun, temel çürükse o bina eninde sonunda sarsılır. Eskişehir’in altyapısı artık bu yükü kaldırmıyor ve gelecek günler daha büyük krizlerin habercisi gibi duruyor.

3. Kentsel Dönüşüm: Hayati Bir "Dert Edinmeme" Meselesi

Gelelim en can yakıcı konuya: Deprem gerçeği ve Kentsel Dönüşüm. Yılmaz Hoca'nın 25 yılda sadece 24 daire dönüştürebildiği bir mirası devralan Sayın Ünlüce'nin, bu konuda ezber bozmasını bekledik. Ancak hayal kırıklığı büyük oldu.

Kentsel dönüşüm bir "imza proje" alanıdır, şehre mühür vurma yeridir. Ama bu iş, "yetki bizde değil" kolaycılığına sığınılarak yapılamaz. Bakanlık tarafını zorlamayan, vatandaşla uzlaşı zeminini kurmayan, gece gündüz bu meseleyle yatıp kalkmayan bir başkanın şehri depreme hazırlaması imkansızdır. Başka şehirlerin belediyeleri binlerce konutu dönüştürürken, Eskişehir’de ağır aksak ilerleyen eski projelerin üzerine tek bir tuğla bile konulmaması, vizyonsuzluğun en somut kanıtıdır.

Belediye Başkanı mı, Şair mi?

Bu yazıyı uzatıp Eskişehir’in boşa harcanan vaktini daha fazla dertleşebiliriz; reklamı bol ama faydası az olan işleri sonraki yazılara saklayalım. Ancak şurası net: Ayşe Ünlüce yönetiminden şehre dair köklü, yapısal ve cesur adımlar beklemek beyhude bir umut gibi görünüyor.

"Mış gibi belediyeciliğin" en karakteristik özelliği, iyi bir edebiyatçı olmalarıdır. Biz somut çözümler, akıcı bir trafik, sürdürülebilir bir altyapı ve güvenli binalar beklerken; karşımızda sürekli "sevgi, emek, özen, kelebek, çiçek" söylemleriyle bir dünya kurmaya çalışan bir yönetim var.

Sayın Ünlüce'nin naif üslubuna ve hitabetine diyecek sözümüz yok; ancak Eskişehir’in bir şaire değil, kronikleşmiş sorunlarını çözecek, şehri ayağa kaldıracak bir "Başkan"a ihtiyacı var.

Zira edebiyat, ne musluktan su akıtıyor, ne trafiği açıyor ne de olası bir depremde canımızı kurtarıyor.