Eskişehir’de son günlerde en çok konuştuğumuz konu; su. Bir şehri çeyrek asrı aşan bir süre boyunca yönetiyorsanız; o şehrin her bir sorunu, her bir tıkanan kanalı ve her bir kesilen suyu doğrudan sizin sorumluluğunuzdadır.
Mazeret üretme hakkınız çoktan dolmuştur.

Geçtiğimiz günlerde AK Parti Eskişehir İl Başkanı Gürhan Albayrak’ın, CHP’li belediyelere yönelik “Sorumluluktan kaçamazsınız” şeklindeki çıkışı, tam da bu noktaya parmak bastı.

Bu Sefer “Algı Makinesi” Çalışmaz

Eskişehir’de uzun yıllardır kusursuz işleyen bir sorumsuzluk formülü var:
Bir sorun baş gösterdiğinde hemen bir “yetki tartışması” başlat, meseleyi iktidarın üzerine at ve devasa bir iletişim ağıyla bu algıyı yönet.

CHP yönetimi; vekilleri, belediye yöneticileri ve yerel medyadaki gücüyle en kritik altyapı ihmallerinde bile ihaleyi iktidarın kucağına bırakıp kenara çekilmeyi bir alışkanlık hâline getirmiştir. Bu, Eskişehir’de Yılmaz Büyükerşen döneminde inşa edilen ve bugün hâlâ sürdürülmeye çalışılan bir siyasal refleksin mirasıdır.

Bu anlayışın adı basittir: Mazeret belediyeciliği. Algı makinesi ise bu modelin kendini ayakta tutmak için kullandığı en temel araçtır.

Ancak bu sefer konu su…
Ve su, algı yönetimleriyle geçiştirilebilecek bir başlık değildir.

Hatırlayın; daha üç hafta önce yaşanan iki günlük kesintide Eskişehir ne hâle geldi?
Bugün Ankara’da yaşananları hepimiz görüyoruz.

İstediğiniz kadar profesyonel iletişimci olun, istediğiniz kadar algı aparatınız olsun; eğer insanları en temel yaşam hakkı olan sudan mahrum bırakıyorsanız, o susuzluğun altında siyasi olarak boğulursunuz.
Çalışacaksanız, başka yolu yok.

Kaynaklar Azalıyor, İhtiyaç Artıyor

Resmî veriler, Eskişehir’in önünde sessiz ama devasa bir tehlikenin büyüdüğünü açıkça ortaya koyuyor. 2024 yılı itibarıyla şehrimizin yıllık su ihtiyacı 54 hm³ (hektometreküp) seviyesindeyken, yapılan projeksiyonlar bu ihtiyacın 2060 yılında 101 hm³’e çıkacağını gösteriyor.

Su kaynaklarımız kuraklıkla hızla erirken, ihtiyacın neredeyse iki katına çıkacak olması şehir ölçeğinde bir beka sorunudur. Susuzluk “ben geliyorum” diye bas bas bağırıyor.

Bu tablo, bugünü değil; önümüzdeki 30 yılı yönetecek bir su politikası gerektirdiğini söylüyor.

Böylesine somut bir gerçeklik ortadayken, CHP İl Başkanı Talat Yalaz’ın “Eskişehir’de su sorunu yok” diyebilmesi; sadece bugünü değil, şehrin geleceğini de okuyamadıklarının açık bir göstergesidir.

Ey ESKİ! Silkelen Artık…

ESKİ, varlık sebebi olan altyapı ve su yatırımlarını bir kenara bırakıp, bütçesinden her yıl önemli bir miktarı Büyükşehir Belediyesi’ne aktaran bir yapıya dönüşmüştür.Bir su kurumunun genel harcamalar için kullanılması, halkın en temel ihtiyacının ihmalidir.

Halktan “su hizmeti” karşılığında toplanan paralar nereye gidiyor?

2021 yılında “bütçemiz yetersiz” diyerek Sakarbaşı gibi hayati bir projeyi DSİ’ye devredenlerin, her yıl ESKİ kasasından belediyeye hangi kaynakları, hangi gerekçelerle aktardığını kamuoyuna açıklaması gerekir.

Sakarbaşı Meselesi

Mevzuata göre baraj ve içme suyu tesislerini yapmak Büyükşehir Belediyesi’nin sorumluluğundadır. DSİ, belediyenin talebi üzerine bu yükü omuzlamış; bölgedeki kuraklık nedeniyle su potansiyelini bilimsel verilerle ölçmek adına süreci titizlikle yürütmüştür. Nihayetinde proje ilerlemektedir.

Ancak Sakarbaşı tek başına sihirli bir değnek değildir.

Belediye, kurumun bütçesini belediye kasasına aktarmak yerine; kendi sorumluluğunda olan baraj yapımı, şebeke yenileme çalışmaları ve kayıp-kaçak oranlarını düşürme işine ne zaman odaklanacaktır?

Tarihsel Bir Referans: 1994 İstanbul’u

Siyaset tarihinde “mazeret belediyeciliği” ile “hizmet belediyeciliği” arasındaki farkı gösteren en somut örnek İstanbul’dur.

1994 öncesinde, bugün Eskişehir’de gördüğümüz mazeret odaklı ama icraat yoksunu anlayışın elinde susuzluktan kırılan İstanbul, Recep Tayyip Erdoğan’ın belediye başkanlığı döneminde bu makus talihini yenmiştir.

“Yıllar sürer” denilen su sorunu; kısa sürede, kararlılıkla ve doğru finans yönetimiyle çözüldü. Istranca Dağları’ndan getirilen sulardan devasa baraj yatırımlarına kadar atılan adımlar, bugün hâlâ İstanbul’un sigortasıdır.

Eskişehir’in de ihtiyacı olan tam olarak budur: Mazeret değil, hizmet üreten bir yönetim.

Mazeret belediyeciliği; afişle, açıklamayla ve polemikle yürür.
Hizmet belediyeciliği ise boruyla, barajla ve şebekeyle.

Şehrin su parası, şehrin suyuna harcanmadığı sürece; hiçbir algı çalışması musluktan akan gerçeği değiştirmeyecektir.