Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Kutoğlu, İngiltere’deki Leeds Üniversitesi ile yürütülen uydu radar çalışmaları sonucunda Van’ın doğusunda devasa bir sismik hareketlilik ve gerginlik birikimi saptadıklarını duyurdu. Kutoğlu, 250 kilometre uzunluğundaki bu fay sisteminin tek seferde kırılması durumunda 6 Şubat depremlerine benzer yıkıcı bir etki yaratabileceği konusunda kritik uyarılarda bulundu.
Türkiye, jeolojik konumu ve aktif fay hatları nedeniyle sismik hareketliliğin en yoğun yaşandığı ülkeler arasında yer alıyor. Son olarak, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (BEÜN) Mühendislik Fakültesi Geomatik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Kutoğlu ve ekibinin, İngiltere’deki Leeds Üniversitesi ile ortaklaşa gerçekleştirdiği bilimsel çalışma, dikkatleri yeniden Doğu Anadolu Bölgesi’ne çevirdi. Modern uydu teknolojileri kullanılarak yapılan incelemeler, Van’ın doğu kesiminde yer kabuğunun tehlikeli bir şekilde gerildiğini ortaya koyuyor. "Radar İnterferometri" tekniğiyle elde edilen veriler, bölgedeki sismik stresin kritik seviyelere ulaştığını gösteriyor.
Uydu Radar Teknolojisi ile Hassas İzleme
Leeds Üniversitesi ile ortaklaşa yürütülen projede kullanılan radar interferometri tekniği, yer kabuğundaki milimetrik hareketleri bile uzaydan tespit edebilme imkânı sunuyor. Prof. Dr. Kutoğlu, bu yöntem sayesinde Türkiye genelindeki fay hatlarının anlık olarak izlendiğini ve hangi bölgelerde enerji birikimi olduğunu saptayabildiklerini belirtti. Elde edilen sismik gerginlik haritaları, yer kabuğunun altındaki stresin dijital bir röntgenini çekerek, olası bir kırılmanın nerede ve ne boyutta gerçekleşebileceğine dair bilimsel veriler sağlıyor.
Van'ın Doğusunda 250 Kilometrelik Riskli Hat
Yapılan son analizlerde, Türkiye sınırları içerisindeki yıllık stres birikiminin en yüksek olduğu noktanın Van'ın hemen doğusunda kalan hat olduğu belirlendi. Kutoğlu, bu hattın yaklaşık 250 kilometre uzunluğunda olduğunu ve haritalarda homojen bir "kırmızı" renkle temsil edildiğini ifade etti. Bu renk yoğunluğu, bölgedeki tüm fay segmentlerinin birbiriyle bağlantılı hareket ettiğini ve enerjinin belirli bir alanda hapsolduğunu kanıtlıyor. Uzmanlar, bu büyüklükteki bir alanın sessizliğini korumasının, biriken enerjinin miktarını her geçen yıl daha da artırdığına dikkat çekiyor.
6 Şubat Depremi Senaryosu Tekrarlanabilir mi?
Prof. Dr. Kutoğlu’nun en çarpıcı uyarısı, bu 250 kilometrelik hattın tek bir parça halinde kırılma ihtimali üzerine oldu. 6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş ve Hatay merkezli yaşanan depremlerde olduğu gibi, birbirine komşu fay segmentlerinin aynı anda tetiklenmesi durumunda yıkıcı bir sarsıntının kaçınılmaz olduğu vurgulandı. Haritadaki homojen gerginlik, fay sisteminin bir bütün olarak çalıştığını ve bu durumun 2023'teki büyük felakete benzer bir mekanizmayla sonuçlanabileceği ihtimalini güçlendiriyor.
Çaldıran ve Van Depremleri: Geçmişin Ayak İzleri
Bölgenin sismik geçmişine bakıldığında, 1647 ve 1976 yıllarında 7.3 büyüklüğünde sarsıntılar üreten Çaldıran Fayı öne çıkıyor. Hattın güneyinde ise 1881 ve son olarak 2011 yıllarında büyük yıkımlar yaşanmıştı. Ancak Kutoğlu, 2011'de yaşanan Van depreminin bölgedeki tüm enerjiyi boşaltmadığını, aksine sarsıntının çok kısıtlı bir alanda gerçekleştiğini hatırlatıyor. Arka planda devasa bir sistemin çalışmaya devam ettiğini belirten uzman isim, "2011'de deprem oldu diye her şey bitti sanılmasın" diyerek tehlikenin boyutunu hatırlatıyor.
Batı Odaklı Tartışmalar ve Doğu’nun Gerçekliği
Türkiye’de deprem tartışmalarının genellikle nüfus yoğunluğunun fazla olduğu batı illeri üzerinden yürütüldüğüne değinen Prof. Dr. Kutoğlu, bilimsel verilerin farklı bir noktaya işaret ettiğini söyledi. Yapılan çalışmaların, Van ve çevresinin şu an için Türkiye'nin en fazla gerilen ve enerji biriktiren bölgelerinden biri olduğunu gösterdiğini belirtti. Sadece Marmara veya Ege bölgesine odaklanmanın hata olacağını, Doğu Anadolu'daki bu sismik stresin ciddiyetle takip edilmesi ve yerel yönetimlerin bu verilere göre hazırlık yapması gerektiğini vurguladı.
Alınması Gereken Önlemler ve Tedbir Süreci
Bilimsel veriler ışığında ortaya konan bu tablo, sadece bir uyarı değil aynı zamanda bir eylem planı çağrısı niteliği taşıyor. Prof. Dr. Kutoğlu, bölgedeki yapı stokunun incelenmesi ve sismik gerginliğin bu denli yüksek olduğu bir alanda kentsel dönüşüm ile güçlendirme çalışmalarına hız verilmesi gerektiğini ifade ediyor. Teknolojik imkânlarla önceden saptanan bu risklerin, can ve mal kaybını en aza indirmek için bir fırsat olarak değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyor.



