Sağlık çalışanlarında yoğun çalışma temposu, gece nöbetleri, tükenmişlik ve stres gibi faktörlerin ilaç kötüye kullanımı riskini artırdığını belirten Prof. Dr. Tayfun Uzbay, propofol ve fentanil gibi yüksek riskli maddelerin kullanımında sıkı bir takip mekanizması kurulması gerektiğini ifade etti.
Ağır çalışma koşulları bağımlılık riskini tetikliyor
Sağlık sektöründeki yoğun iş yükü, düzensiz uyku saatleri ve mesleki tükenmişlik gibi etkenler, çalışanlarda ilaç kötüye kullanımı ile bağımlılık riskini doğrudan artıran unsurlar arasında yer almaktadır. Prof. Dr. Tayfun Uzbay, mesleki erişim imkanının tek başına bağımlılık oluşturmadığını, ancak biyolojik ve psikolojik yatkınlığı bulunan bireylerde kötüye kullanıma geçişi ciddi ölçüde kolaylaştırdığını bildirmektedir. Özellikle ameliyathane ve yoğun bakım ünitelerinde görev yapan personelin propofol ve güçlü opioid gruplarıyla sık temas halinde bulunması risk oranını yükseltmektedir. Uzbay, yayımlanan olgu derlemelerinde anestezi çalışanlarının öne çıktığına dikkat çekmektedir.
Propofolün dar güvenlik aralığı hayati risk oluşturuyor
Aşırı stres azaltıcı ve öforik etkileri bulunan propofol, opioid sınıfına dahil olmamakla birlikte kısa etkili bir damar içi anestezik madde olarak öne çıkmaktadır. İlacın güvenli terapötik dozu ile solunum ve dolaşım sistemini ağır biçimde baskılayabilen toksik dozu arasındaki aralığın oldukça dar olması hayati tehlikeleri beraberinde getirmektedir. Bu durum, anestezi konusunda uzmanlaşmış bir sağlık personelinin dahi söz konusu ilacı kendi üzerinde uygulamasını ölümcül bir risk haline getirmektedir. Deneysel çalışmalar, ilacın merkezi sinir sistemi üzerinde bağımlılık yapıcı ve ödüllendirici mekanizmaları tetiklediğini bilimsel olarak kanıtlamaktadır.
Semptomların gizlenmesi ve damgalanma endişesi
Sağlık çalışanlarının tıp bilgisi, ilaç etki mekanizmaları ve dozaj konularındaki hakimiyeti, madde kullanımını uzun süre gizlemelerine olanak tanımaktadır. İlacın etkisinin kısa sürmesi de durumun mesai arkadaşları tarafından fark edilmesini zorlaştırmaktadır. Ayrıca mesleki saygınlığı kaybetme korkusu, cezai yaptırımlar ve toplumsal damgalanma kaygıları, bireylerin profesyonel yardım arama süreçlerini geciktirmektedir. Sürecin uzaması sadece çalışanın kişisel sağlığını tehlikeye atmakla kalmayıp, hizmet verilen hastaların güvenliği açısından da telafisi güç riskler doğurmaktadır.
Hastanelerde tam izlenebilirlik ve stok denetimi
Kötüye kullanım potansiyeli yüksek maddelerin hastaneye giriş anından imha aşamasına kadar her adımda kayıt altına alınması gerekmektedir. İlacı teslim alan personelin bilgisi, hastaya uygulanan miktar, saat detayları ve dijital doğrulama adımları elektronik stok takip sistemleriyle eşleştirilmelidir. Envanter kayıtlarında gözlemlenen küçük fakat süreklilik arz eden uyumsuzlukların titizlikle incelenmesi icap etmektedir. Prof. Dr. Tayfun Uzbay, propofolün uluslararası alanda hâlâ klasik kontrollü madde listelerinde yer almamasının bir düzenleme boşluğu yarattığını ve bu durumun daha sıkı denetim mekanizmalarıyla aşılması gerektiğini aktarmaktadır.
Türkiye için multidisipliner meslektaş destek modeli
Bağımlılık sorunu yaşayan sağlık çalışanlarının doğrudan cezalandırma korkusu yaşamadan başvurabilecekleri, gizlilik esasına dayalı bir destek mekanizmasının kurulması hedeflenmektedir. Bu yapının bağımlılık psikiyatrisi, anesteziyoloji, tıbbi farmakoloji, işyeri hekimliği ve hastane eczacılığı gibi alanların ortak katılımıyla bağımsız bir formatta işletilmesi önerilmektedir. Gizlilik ilkesinin hasta güvenliğini tehlikeye düşürmeyecek sınırlar dahilinde korunması, yardım arama davranışını güçlendirirken, tedavi sonrası dönemde mesleğe güvenli dönüşü de takip edebilir kılacaktır.
Sağlık kurumlarında madde kötüye kullanımı ile mücadelede yalnızca denetim mekanizmalarına ya da sadece tedavi imkanlarına odaklanmak yetersiz kalmaktadır. Hem ilaca yetkisiz erişimi kısıtlayan sıkı takip sistemlerinin kurulması hem de bağımlılık geliştiren personelin yardım talep etmesini kolaylaştıracak yapıcı adımların eş zamanlı atılması, sağlık sisteminin sürdürülebilirliği ve hasta güvenliği açısından kritik önem taşımaktadır.



