SAĞLIK & YAŞAM

Prof. Dr. Hüsnü Erkmen: Şizofreni kontrol altına alınabilir

24 Mayıs Dünya Şizofreni Günü'nde konuşan Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, şizofreninin kontrol altına alınabilen bir beyin hastalığı olduğunu belirterek uyarılarda bulundu.

24 Mayıs Dünya Şizofreni Günü kapsamında açıklamalarda bulunan Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, şizofreninin düşünce, algı ve davranış bütünlüğünü bozan ciddi bir beyin hastalığı olduğunu belirtti. Hastalığın güncel tıp yöntemleriyle büyük ölçüde kontrol altına alınabildiğini ifade eden Erkmen; erken tanının, düzenli ilaç kullanımının, aile desteğinin ve toplumsal damgalamayla mücadelenin tedavi başarısındaki kritik rollerine dikkat çekti.

Şizofreni Algı ve Davranışları Etkileyen Bir Beyin Hastalığıdır

Halk arasında çoğunlukla bir "akıl hastalığı" şeklinde nitelendirilse de şizofreni, temelde beynin işleyişini doğrudan etkileyen psikiyatrik bir rahatsızlıktır. Hastalık; gerçek dışı inançlar (hezeyanlar), çevresel algıda bozulmalar ve işlevsellik kayıpları ile kendisini gösteriyor. Kişinin takip edildiğini düşünmesi, kendisine zarar verileceğine inanması ya da kendisini olağanüstü önemli biri olarak görmesi en sık rastlanan belirtiler arasında yer alıyor. Bu durum zamanla bireyin içe kapanmasına, eğitim ve iş hayatını bırakarak sosyal yaşamdan tamamen uzaklaşmasına zemin hazırlıyor.

Erkeklerde Görülme Sıklığı Kadınlara Oranla Daha Yüksek

Şizofreninin kesin ortaya çıkış nedeni tam olarak bilinmese de genetik yatkınlığın hastalıktaki payı büyük bir risk faktörü olarak kabul ediliyor. Ailesinde şizofreni öyküsü bulunan kişilerin bu rahatsızlığa yakalanma oranı daha yüksek seyrederken; travmatik yaşam olayları ve ağır stres gibi çevresel faktörlerin de hastalığı tetikleyebileceği öngörülüyor. Cinsiyet dağılımında ise hastalığın erkeklerde kadınlara oranla daha sık görüldüğü belirlenmiştir. Uzmanlar, kadınlarda salgılanan östrojen hormonunun menopoz dönemine kadar koruyucu bir kalkan görevi üstlendiğini, bu dönemden sonra ise koruyucu etkinin azalmasıyla riskin arttığını belirtiyor.

Yeni Nesil Enjeksiyon Tedavileri Uymu Artırıyor

Şizofreni tedavisinin temel yapı taşını uzun süreli ilaç kullanımı oluşturuyor. Belirtiler hafiflese dahi tedavinin hekime danışılmadan sonlandırılması, hastalığın yeniden alevlenmesine ve tekrarlamasına yol açıyor. Günümüzde aylık, üç aylık veya altı aylık periyotlarla uygulanan uzun etkili enjeksiyon (iğne) tedavileri, ilaç takibini kolaylaştırarak hastaların tedaviye uyumunu ciddi oranda artırıyor. İlaç tedavisinin yanı sıra yürütülen sosyal beceri kazandırma odaklı rehabilitasyon çalışmaları, müzik ve sanat aktiviteleri de hastaların toplum içinde bağımsız yaşayabilmelerine destek sağlıyor.

Tedavinin En Kritik Sütunu: Aile Desteği

Şizofreni gibi kronik seyirli rahatsızlıklarda ailelerin sürece dahil olması, başarının en önemli anahtarlarından biri kabul ediliyor. Yakın çevre ve ailelerin en büyük sorumluluğu, hastanın doktor randevularını aksatmamak ve ilaçların düzenli içilmesini kontrol etmektir. Bireyin kademeli olarak içine kapanması, kuşkucu düşünceler geliştirmesi, sosyal uyumunun bozulması ve performans düşüşleri alevlenme döneminin habercisi olabiliyor. Uygun destek mekanizmaları sağlandığında, şizofreni hastalarının toplumdan izole edilmesine gerek kalmıyor; bu bireyler destekleyici iş ortamlarında üretken yaşamlarını sürdürebiliyor.

Toplumda şizofreni hastalarına yönelik oluşan "şiddete eğilimli ve saldırgan" algısının aksine, bilimsel araştırmalar bu hastaların sanıldığı kadar yüksek oranda şiddet eğilimi göstermediğini kanıtlıyor. Şizofreni kelimesinin günlük dilde çoğu zaman bir etiket ya da hakaret unsuru olarak yanlış kullanılması, hem hastaları hem de ailelerini psikolojik olarak yıpratıyor. Bu toplumsal damgalama süreci, bireylerin hastaneye başvurmasını, erken tanı almasını ve tedaviye erişim sağlamasını zorlaştıran en büyük engellerden biri olarak tıp dünyasının gündeminde yer alıyor.

Modern psikiyatri yaklaşımları, şizofreniyi tamamen ortadan kaldırmaktan ziyade bireyin yaşam kalitesini en üst seviyeye çıkarmayı ve işlevselliğini korumayı hedefliyor. Şizofreninin bazı vakalarda tamamen iyileşme göstermese de büyük oranda kontrol altında tutulabilen bir sağlık sorunu olduğu gerçeğinin toplum tarafından kabul edilmesi gerekiyor. Erken teşhis, kesintisiz tedavi ve güçlü bir sosyal-ailevi destek zinciri sayesinde, şizofreni tanısı almış birçok birey sosyal yaşamına, işine ve aile hayatına başarılı bir şekilde devam edebiliyor.