Zaman dediğin şey, insanın farkına varmadan içinden akıp gidiyor. Bazen bir haber düşüyor önüne, bir etkinlik adı çarpıyor gözüne… İşte o an anlıyorsun aslında kaç yıl geçtiğini.
Geçtiğimiz günlerde Anadolu Üniversitesi’nde düzenlenen “Kampüste Reklam Var’22” etkinliğini görünce tam olarak bunu hissettim. Bir an durup düşündüm… Bizim zamanımızda CMYK 4 vardı, KRV 8 vardı. Koşturduğumuz, uykusuz kaldığımız, bir şeyleri oldurmak için didindiğimiz günler… Şimdi sayı 22 olmuş. İnsan ister istemez duygulanıyor. Bir yandan gurur, bir yandan da “vay be” dedirten bir zaman yolculuğu.
Ama asıl mesele şu; bazı şeyler değişmiyor.
O salonların heyecanı aynı. O sahneye çıkan konuşmacıyı dikkatle dinleyen öğrencilerin gözlerindeki ışık aynı. “Ben de yapabilir miyim?” sorusu aynı.
“Kampüste Reklam Var” dediğimiz şey sadece bir etkinlik değil aslında. Bir okul. Hatta çoğu zaman okulun içinde başka bir okul. Çünkü orada anlatılanlar kitapta yazanlardan biraz daha fazlası. Hayatın içinden, sektörün tam ortasından gelen gerçekler.
Bakıyorsun; ajans kurucuları, kreatif ekipler, yapımcılar, içerik üreticileri… Her biri kendi hikâyesini anlatıyor. Ama aslında hepsi aynı şeyi söylüyor: “Bu iş emek ister.” Kolay değil. Parlak fikir bir yere kadar. O fikri hayata geçirmek için sabır, ekip işi ve inat gerekiyor.
Bir öğrencinin gidip bu isimleri canlı canlı dinlemesi, soru sorması, temas etmesi… Bu, küçümsenecek bir şey değil. Belki de o gün kurulan bir cümle, bir bakış açısı, o öğrencinin hayatının yönünü değiştiriyor.
Ama işin bir de mutfağı var. Bu tür etkinliklerin sahne kısmı kadar perde arkası da önemli. Hatta belki daha da kıymetli. Çünkü o organizasyonu yapan öğrenciler; kriz yönetmeyi öğreniyor, insan ilişkilerini öğreniyor, sorumluluk almayı öğreniyor. Yani aslında sektöre daha mezun olmadan hazırlanıyor.
Biz de o süreçlerden geçtik. Bir afişin yetişmesi için sabahladığımızı da bilirim, son dakika iptal olan konuşmacının yerine çözüm aradığımızı da… O stresin içinde büyüyorsun aslında. Farkında olmadan gelişiyorsun.
Bugün KRV’nin 22’ncisinin yapılabiliyor olması çok kıymetli. Bu, bir geleneğin sürdüğünü gösteriyor. Birilerinin bayrağı devralıp daha ileriye taşıdığını…
Ve belki de en güzeli şu: O salonda oturan bir öğrenci, birkaç yıl sonra o sahneye konuşmacı olarak çıkacak. Döngü böyle devam edecek.
İşte bütün mesele bu zaten. Kısa vadeli değil, kalıcı işler yapabilmek. “Kampüste Reklam Var” tam olarak bunu başarmış bir iş. Yıllar geçse de adını duyduğunda bir şeyler hissettiren, içinde emeğin olan bir parçayı hatırlatan bir hikâye. Benim için de öyle oldu.
Biraz nostalji, biraz gurur… Biraz da yaş aldığımızın sessiz bir hatırlatması. Ama güzel bir hatırlatma.