SAĞLIK & YAŞAM

TÜİK Verilerine Göre En Yaygın Ölüm Nedeni Dolaşım Sistemi

Türkiye'deki ölümlerin yüzde 34,7'si dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklanıyor. Uzmanlar, bu ölümlerin büyük kısmının önlenebilir olduğunu vurguluyor.

TÜİK’in 2025 yılı verileri, Türkiye genelindeki ölümlerin en büyük gerekçesinin dolaşım sistemi hastalıkları olduğunu ortaya koyuyor. Toplam ölümlerin yüzde 34,7'sini oluşturan bu tabloya karşı uzmanlar, erken teşhis ve sağlıklı yaşam tarzı değişiklikleriyle risklerin büyük oranda azaltılabileceğine dikkat çekiyor.

Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi'nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, açıklanan verilerin yaşlanan nüfus, hipertansiyon, diyabet, obezite, yüksek kolesterol, sigara kullanımı ve hareketsiz yaşam gibi faktörlerin hâlâ ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğunu gösterdiğini belirtmektedir. Bu tablonun karamsarlık yaratmaması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Koylan, risklerin erken fark edilmesi, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kazanılması ve düzenli kontroller sayesinde ölümlerin önemli bir kısmının önüne geçilebileceğini vurgulamaktadır. Toplumun sağlık okuryazarlığının artırılması ve koruyucu kardiyoloji uygulamaları, kalp ve damar hastalıklarıyla mücadelede kritik bir rol oynamaktadır.

Sağlıksız Alışkanlıklar ve Değiştirilebilir Risk Faktörleri Kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölüm oranlarının yüksek seyretmesinde birden fazla unsur bir arada yer almaktadır. Prof. Dr. Nevrez Koylan; yüksek LDL kolesterol, hipertansiyon, obezite, diyabet, sigara tüketimi, hareketsiz bir yaşam modeli ve sağlıksız beslenme gibi değiştirilebilir risklerin toplum genelinde yaygın olduğuna işaret etmektedir. Nüfusun yaşlanması ve kronik rahatsızlıkların artış göstermesinin yanında, bireylerin riskleri zamanında fark edip kontrol altına alamaması da oranları yükseltmektedir. Oysa bilimsel araştırmalar, söz konusu risk faktörlerinin doğru ve etkili bir biçimde yönetilmesi durumunda inme ve kalp krizi gibi ölümcül sonuç doğuran vakaların büyük oranda engellenebildiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Kalp Hastalıklarının Engellenmesinde Bilimsel Veriler Bilimsel çalışmalar, kalp ve damar kaynaklı rahatsızlıkların çok büyük bir ölçüde önlenebilir yapıda olduğunu doğrulamaktadır. Sigaranın bırakılması, hipertansiyonun kontrol edilmesi, LDL kolesterol seviyesinin düşürülmesi, diyabetin doğru yönetilmesi, düzenli egzersiz yapılması, dengeli beslenme ve ideal kilonun muhafaza edilmesi bu süreçteki temel adımlardır. Paylaşılan verilere göre, Cleveland Clinic'in çalışmaları kalp hastalıklarının yaklaşık yüzde 90'ının sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla engellenebildiğini göstermektedir. Benzer şekilde Amerikan Kalp Derneği de inmelerin yüzde 80'e yakın bir bölümünün, sağlıklı bir yaşam tarzının benimsenmesi ve risk faktörlerinin etkin kontrolüyle önlenebileceğini savunmaktadır.

40 Yaş Sonrası Rutin Kontrol Süreçleri Belirli bir yaş sınırından sonra sağlık durumunun izlenmesi, ciddi rahatsızlıkların önüne geçilmesinde kritik bir dönüm noktası oluşturmaktadır. Prof. Dr. Nevrez Koylan, 40 yaşını geçen her bireyin herhangi bir şikâyeti ya da belirtisi olmasa dahi kardiyovasküler risk değerlendirmesinden geçmesi gerektiğini ifade etmektedir. Bu kapsamda gerçekleştirilecek değerlendirmelerin; düzenli tansiyon ölçümlerini, açlık kan şekeri veya HbA1c değerlerini, LDL kolesterolü içeren lipid profilini, bel çevresi ile vücut kitle indeksini, sigara kullanım durumunu ve aile öyküsünü içermesi gerekmektedir. Dinlenim elektrokardiyografisi (EKG) ilk aşamada faydalı bir tarama sağlarken; ekokardiyografi, efor testi, ritim holteri ya da koroner görüntüleme gibi ileri tetkikler kişilerin risk durumuna, yaşına ve hekimin kararına göre özel olarak planlanmalıdır.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından paylaşılan 2025 yılı verileri, dolaşım sistemi hastalıklarının ülkedeki birinci ölüm nedeni olma vasfını koruduğunu belgelemektedir. Toplum genelindeki beslenme yanlışları, hareketsizlik ve tütün mamulleri kullanımı gibi faktörler kronik süreçleri tetikleyerek istatistiklerin yüksek kalmasına zemin hazırlamaktadır.

Ortaya çıkan istatistiki veriler, toplumsal düzeyde koruyucu sağlık hizmetlerine ve düzenli taramalara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir. Kalp sağlığını korumak bireysel bir çaba olmanın ötesinde, sigarayla kararlı mücadele, fiziksel aktivitelerin artırılması ve erken tanı mekanizmalarının işletilmesiyle yürütülebilecek kapsamlı bir halk sağlığı sorumluluğudur.