Anne adayları için manevi değerler ile tıbbi zorunluluklar arasında denge kurmak bazen zorlayıcı olabilir. Ramazan ayı boyunca oruç tutmak isteyen hamile kadınların sayısı oldukça fazladır; ancak tıp dünyası bu konuda "her gebelik özeldir" prensibiyle hareket eder. Sağlıklı bir hamilelikte oruç tutulup tutulamayacağı tartışılsa da, "riskli gebelik" kategorisine giren durumlarda uzmanların görüşü oldukça nettir. Uzun süreli açlık ve susuzluk, anne karnındaki bebeğin gelişimini (fetal gelişim) olumsuz etkileyebileceği gibi, annenin metabolik dengesini de sarsabilir.

gebelik

Riskli Gebelik Grubu Kimleri Kapsar?


Her hamilelik aynı seyretmez. Tıbbi literatürde "riskli gebelik" olarak tanımlanan durumlar; annenin yaşı, mevcut hastalıkları veya gebeliğe bağlı gelişen komplikasyonları kapsar. Özellikle gestasyonel diyabet (gebelik şekeri), preeklampsi (gebelik zehirlenmesi/tansiyon) ve çoğul gebelikler (ikiz, üçüz) bu grubun başında gelir.

Uzman görüşlerine göre; eğer anne adayının düzenli ilaç kullanması gerekiyorsa veya gün içinde sık sık azar azar beslenmesi (insülin dengesi için) şartsa, oruç tutmak tıbbi açıdan sakıncalı kabul edilir. Bu gruptaki hastaların metabolizması, uzun süreli açlığa karşı sağlıklı bireylerden çok daha hızlı ve sert tepkiler verebilir.

Uzun Süreli Açlık ve Bebeğin Gelişimi (Fetal Etki)


Gebeliğin ikinci ve üçüncü trimesterinde (son 6 ay), bebeğin büyüme hızı maksimuma ulaşır. Bu dönemde bebek, ihtiyacı olan glikoz ve amino asitleri annenin kan şekerinden kesintisiz olarak alır. Annenin 14-16 saat gibi uzun süreler aç kalması, kan şekerinin kritik seviyelere düşmesine (hipoglisemi) neden olabilir.

Bilimsel araştırmalar, annenin uzun süre aç kalması durumunda vücudun enerji yakmak için yağları kullandığını ve bunun sonucunda "keton" adı verilen maddelerin açığa çıktığını göstermektedir. Ketonların kan dolaşımı yoluyla bebeğe geçmesinin, bebeğin nörolojik gelişimi üzerinde risk oluşturabileceği belirtilmektedir. Ayrıca, susuzluk (dehidrasyon) sonucu amniyotik sıvı miktarının azalması, erken doğum sancılarını tetikleyebilir.

gebelik ve oruç

Sıvı Kaybı (Dehidrasyon) ve Erken Doğum Riski


Oruç tutarken yaşanan en büyük risklerden biri sıvı kaybıdır. Hamile bir kadının kan hacmi, normalden yaklaşık %50 daha fazladır ve bu hacmi korumak için yoğun sıvı tüketimi gerekir. Yetersiz su alımı, kanın yoğunlaşmasına ve rahim kasılmalarını uyaran oksitosin hormonuna benzer bir etki yaratan antidiüretik hormonun artmasına neden olabilir.

Klinik gözlemler, Ramazan aylarında acil servislere başvuran "erken doğum sancısı" şikayetlerinin, oruç tutan gebelerde daha sık görüldüğünü ortaya koymaktadır. Özellikle sıcak yaz aylarına denk gelen oruç dönemlerinde, vücut ısısının artması ve elektrolit dengesinin bozulması hem anneyi hem de bebeği hayati bir riske sokabilir.

Beslenme Düzeni: İftar ve Sahur Dengesi Nasıl Olmalı?


Doktoru tarafından onay verilmiş, herhangi bir sağlık riski bulunmayan gebeler oruç tutmaya karar verirse, beslenme stratejisi tamamen değişmelidir. Sahurda protein ve lif ağırlıklı beslenmek (yumurta, tam tahıllar, süt ürünleri), gün içindeki tokluk hissini uzatır. İftarda ise birden ağır yemekler tüketmek yerine, mideyi yormayan çorba gibi başlangıçlar yapılmalı ve iftar ile sahur arasında en az 2,5-3 litre su tüketilmelidir.

Ancak unutulmamalıdır ki; iftar sonrası yaşanan ani kan şekeri yükselmeleri (hiperglisemi), gebelik şekeri riskini tetikleyebilir. Bu nedenle karbonhidrat tüketimi sınırlı tutulmalı ve şerbetli tatlılar yerine meyve veya sütlü tatlılar tercih edilmelidir.

Kaynak: Haber Merkezi