Klinik Psikolog Cumali Aydın, egzamada kaşıntı ve kaşıma eyleminin yalnızca bir deri problemi olmadığını, stres ve duygusal süreçlerle doğrudan bağlantılı bir döngü oluşturduğunu bildirdi.

Kaşıntı ve Stres Bağlantısının Cilt Üzerindeki Etkileri

Egzama rahatsızlığında ortaya çıkan kaşıntı hissi, sadece deride meydana gelen bir reaksiyon olarak tanımlanmıyor. Beden ile zihin arasındaki güçlü bağ nedeniyle, duygusal durumlar cilt sağlığını doğrudan etkileyebiliyor. Yoğun kaygı, üzüntü veya stres anlarında vücutta salgılanan kortizol gibi stres hormonları, deri bariyerini ve bağışıklık sistemini olumsuz etkileyerek kaşıntı hissinin tetiklenmesine ya da şiddetlenmesine yol açıyor. Aynı şekilde, dinmeyen kaşıntı da kişinin ruh halini bozarak sinirlilik, öfke ve karamsarlık gibi duygusal değişimleri beraberinde getiriyor.

Kaşıma Eyleminin Otomatikleşmesi ve Dopamin Salınımı

Kaşıntı başladığında beyin, kaşıma eylemini bir rahatlama yöntemi olarak devreye sokuyor. Ancak bu rahatlama oldukça kısa sürüyor ve cillte oluşan küçük travmalar kaşıntıyı daha da artırıyor. Bu durum kaşıntı, kaşıma ve daha fazla kaşıntı şeklinde bir kısır döngüye dönüşüyor. Beyin, kaşımanın sağladığı kısa süreli hazla ödüllendirilerek dopamin salgılıyor ve davranış pekişiyor. Başlangıçta irade ile kontrol edilebilen bu durum, zamanla otomatikleşerek bireyde kontrol kaybına neden oluyor. Araştırmalar, kronik kaşıntı hastalarının beynindeki ödül ve motor bölgelerinin aşırı aktif hale geldiğini gösteriyor.

Dürtü Kontrolü ve Psikolojik Süreçler

Bireyin kaşınmaması gerektiğini bilmesine rağmen kendisini durduramaması, irade ile dürtü arasında bir sıkışmaya işaret ediyor. Bu durum psikolojik olarak dürtü kontrolünün zayıfladığını gösteriyor. Kaşıma eyleminin ardından hissedilen utanç, pişmanlık ve suçluluk duyguları yeni bir stres dalgası oluşturarak kaşıntı hissini yeniden harekete geçiriyor. Dolayısıyla yaşanan tablo basit bir alışkanlık olmanın ötesinde, bedensel ve duygusal belirtilerin birbirini beslediği karmaşık bir yapı sergiliyor. Klinik süreçlerde kişiyi suçlamak yerine bu yapının farkına varılarak müdahale edilmesi gerekiyor.

Stres, öfke ve kaygı gibi duygusal faktörler, hipotalamus-hipofiz-adrenal eksenini harekete geçirerek derideki sinir uçlarını ve bağışıklık hücrelerini uyarıyor. Bu fiziksel mekanizma kaşıntıyı doğrudan artırırken; kaşıntının getirdiği uykusuzluk, gerginlik ve sosyal çevreden uzaklaşma hali de bireyin ruhsal yükünü ağırlaştırıyor. Fiziksel ve psikolojik belirtilerin birbirini tetiklediği bu süreçte tedavinin hem cilt hem de duygusal boyutları kapsayacak şekilde planlanması önem taşıyor. Bilişsel davranışçı terapi, alışkanlığı tersine çevirme terapisi, farkındalık temelli stres azaltma ve kabul ve kararlılık terapisi gibi psikoterapi yöntemleri bu döngünün kırılmasına katkı sağlıyor.

Kaşıma dürtüsünün tamamen yasaklanması yerine sürecin doğru yönetilmesi hedefleniyor. Günlük yaşamda uygulanabilecek küçük erteleme denemeleri, cilde soğuk tatbik edilmesi, nemlendirici kullanımı, elleri meşgul edecek nesnelere yönelme ve nefis egzersizleri gibi yöntemler dürtünün yoğunluğunu hafifletebiliyor. Kaşıma hissinin arttığı saatlerin ve duygusal durumların kayıt altına alınması da tetikleyicilerin tanınmasına imkan tanıyor. Yapılan uygulamalarla temel amacın mükemmeliyet sağlamak değil, süreci kontrol edilebilir kılmak olduğu vurgulanıyor.

Kaynak: Haber Merkezi