Almanya’nın başkenti Berlin, Türk tasavvuf edebiyatının zirve ismi Yunus Emre’ye ait paha biçilemez iki el yazması nüshanın ilk kez kamuoyuna sunulduğu anlamlı bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. Berlin Yunus Emre Enstitüsü ve Berlin Devlet Kütüphanesi ortaklığında düzenlenen programda, uzun süredir izi sürülen tarihi belgeler davetlilerin beğenisine sunuldu.

A W696655 04

Tarihi Nüshalar Berlin Kütüphanesi Arşivinden Çıktı

Berlin Devlet Kütüphanesi’nde gerçekleştirilen etkinlikte, Yunus Emre Divanı’nın 1930’lu yıllardan bu yana kayıp olduğu düşünülen Raif Yelkenci nüshası ile Ritter nüshası ilk kez sergilendi. Türkiye’nin Berlin Başkonsolosu İlker Okan Şanlı ve çok sayıda akademisyenin katıldığı programda, eserlerin sanatsal ve tarihi değeri vurgulandı. Kütüphane Müdür Yardımcısı Reinhard Altenhöner, kurumun yaklaşık 43 bin Doğu yazmasıyla Avrupa’nın en zengin koleksiyonlarından birine sahip olduğunu belirterek; Osmanlı Türkçesiyle kaleme alınmış 3 bin 500 eserin kütüphane koleksiyonunda stratejik bir öneme sahip olduğunu ifade etti.

Kayıp Nüshanın İzini Sürerken

Marmara Üniversitesi’nden Prof. Dr. Güler Doğan Averbek, Raif Yelkenci nüshasının yeniden keşfedilme sürecine dair önemli bilgiler paylaştı. 1931 yılında kütüphane kayıtlarına giren ancak uzun yıllar akademik dünyadan uzak kalan eserin, ünlü yazma eser tüccarı Oskar Rescher aracılığıyla Berlin’e kazandırıldığı tespit edildi. Prof. Averbek, 1930'lardan beri sadece fotoğrafları üzerinden üzerinde çalışılan bu nadide eserin, kütüphanenin satın alma defterleri ve Rescher koleksiyonu üzerine yaptığı detaylı incelemeler sonucunda gün yüzüne çıkarıldığını kaydetti.

Screenshot 1-16

Tasavvufi Derinlik ve Evrensel Mesajlar

Program kapsamında Yunus Emre’nin düşünce dünyasına dair sunumlar da gerçekleştirildi. Prof. Dr. Orhan Kemal Tavukçuoğlu, Yunus Emre’nin insan vücudunu bir "şehir" olarak tasvir eden felsefesini anlatırken, yönetimin hangi duygunun elinde olduğuna dair çarpıcı örnekler sundu. Yunus Emre Enstitüsü Almanya Koordinatörü Zeliha Eliaçık ise ünlü mutasavvıfın Shakespeare veya Goethe gibi kendi hakikati ve kültürel kökleri içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini ifade ederek, bu yaklaşımın onun evrensel mesajını daha da derinleştirdiğini belirtti.

Kaynak: İHA