Dumlupınar Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü Doç. Dr. Murat Yaman, afet yönetiminin Türk kamu yönetiminin merkezinde olmazsa olmazlarından, sürekli ve önemli bir yönetim tarzı olmak zorunda olduğunu anlatarak Şehirleşme ve Afet Yönetimi Bakanlığı gibi ayrı bir bakanlık oluşturulması önerisinde bulundu.

Minik şefler dürümlerini kendileri hazırladı (VİDEO HABER) Minik şefler dürümlerini kendileri hazırladı (VİDEO HABER)

Eskişehir Türk Ocağı'nin Perşembe Sohbetleri'nde bu hafta “Türkiye’de Afet Yönetimi” konuşuldu. Ocak binasındaki sohbette Doç. Dr. Murat Yaman'ın sunumunu meraklı, ilgili ve heyecanlı çok sayıda vatandaş takip etti. Yaptığı konuşmada, afetlerin geçmişten günümüze, hatta geleceğe bütün toplumların karşı karşıya kaldığı, kalacağı mücadele ve müdahale alanlarından biri olduğunu anlatan Yaman, gerek doğal, gerekse de insan kaynaklı ortaya çıkan afetlerin küresel çağın en büyük problemleri olduğunu belirtti. Afetlerin, etkilediği alanlar itibarıyla içerisinde siyasi, sosyal, ekonomik, hukuk gibi potansiyelleri barındırması farklı disiplinlerce çalışma alanı olmasını sağladığını ifade eden Doç. Dr. Murat Yaman, "Bundan dolayı afetlerin sebep olduğu olumsuzlukların bertaraf edilmesi iyi yönetilmesini gerektirir. Bu doğrultuda afetlerin öncesi, anı ve sonrası olarak ifade edilen üçlü sacayağını bütüncül bir biçimde ele alan bir yönetim modeli benimsenmesi zorunludur. 1999 yılı Marmara depremleri milat olarak görülmüştür. Çünkü merkezi ve yerel yönetimlerde depremlerle mücadelede yaşanan başarısızlıklar sil baştan yeniden yapılanmaya gidilmesine neden olmuştur. İşte bu noktada, Türk kamu yönetiminin merkezinde yer alan afet yönetiminin önemi anlaşılmış ve yeni hukuki düzenlemelere gidilmiştir. Böylece afet yönetimi konusu merkezi ve yerel düzeyde kurumsallaşma ile yeniden ele alınmıştır." dedi.

1999 depreminde merkezi ve yerel yönetimler sınıfta kaldı
Doç. Dr. Murat Yaman, "Türkiye afetlerde riskli ülkelerden birisidir. 1999 Depremi ve sonrası yaşanan değişim ve dönüşüm çabaları müdahalelerde kriz yönetiminin yeterli olmadığını gözler önüne sermiştir. Merkezi ve yerel yönetimler sınıfta kalmış, krizin yönetilememesi acı tecrübeler ile son bulmuştur. Bu doğrultuda ne yazık ki büyük bedeller ödenmiş netice de afetlerin yönetilmesinde kriz yönetimine odaklanmanın yanlışlığı açıkça görülmüştür. Bunun üzerine kriz yönetiminden risk yönetimi geçişle birlikte önemli adımlar atılmaya başlamıştır. Kurumsal yapılanma ve hukuki düzenlemeler baştan aşağı yeni bir çehreye kavuşmuştur. Özelikle 5902 Sayılı Kanunun yürürlüğe girişi ile sil baştan bir yönetim anlayışı benimsenmiştir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile ilgili yapılan düzenlemeler bağlamında 15 Temmuz 2018 tarihinde yayınlanan 4 No’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı İçişleri Bakanlığına bağlı bir statüye dönüştürülmüştür. Her ne kadar merkezi ve yerel düzeyde yapılanma ve hukuki mevzuatlar görünürde boşlukları doldurmuş olsa da uygulama da elbette sorunlar hala devam etmektedir" diye anlattı.

Şehirleşme ve Afet Yönetimi Bakanlığı kurulmalı
Dumlupınar Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü Doç. Dr. Murat Yaman, çözüm için öncelikle yapılması gerekenleri ise şöyle sıraladı;
"Afet yönetimini mümkün olduğunca kendi mantığı çerçevesinde, yani her aşama afet öncesi, afet anı ve afet sonrası ayrı değerlendirilmelidir. Merkezi yönetimin yönlendirici, yerinden yönetim organları ile ortak hareket etmesi, etkin bir şekilde planlayıcı ve uygulayıcı olmalıdır. Afet yönetiminde katılımcılık perspektifinde sivil toplum kuruluşlarına ve vatandaşlara yer ayrılması gerekmektedir. Afet yönetimi konusunda yerel yönetimlere özel önem verilmelidir. Yerel yönetimler sadece yetkili olarak görülmemeli, sen ben kavgasından uzaklaşılarak, ayrı sorumluluklar dahi paylaşılmalıdır. Her şeyin merkezi yönetimle çözüleceği yaklaşımından kesinlikle uzaklaşılmalıdır. Afet yönetiminde gerek teori gerekse saha tecrübeleri bir bütün olarak ele alınmalıdır. Teknolojik gelişmeler takip edilmeli, teknolojilerden yararlanılmalıdır. Afetlere müdahalelerde profesyonelleşme sağlanmalı, uzman yöneticilerin deneyimleri göz ardı edilmemelidir. Afet anında ve sonrasında insan hayatı her şeyden değerli olduğu için siyasi kamplaşmalar ve siyasi rant güden yaklaşımlara prim verilmemelidir. Afet eğitimleri ve tatbikatlar ciddi bir biçimde ele alınarak, sürekli hale getirilmelidir. Afet yönetiminde insan hayatı her şeyin üstünde tutulmalı, merkezi ve yerel düzeyde yapılanma sistemli ve bütüncül bir anlayışla uygulanmalıdır. Hukuki mevzuatlar çok başlılıktan uzak olarak düzenlenmelidir. Afetlerin zamanı yoktur. Bu nedenle muhtemel afet risklerine daima hazırlıklı olunmalıdır. Afet yönetimi Türk kamu yönetiminin merkezinde olmazsa olmazlarından, sürekli ve önemli bir yönetim tarzı olmak zorundadır. Hatta bu konuda Şehirleşme ve Afet Yönetimi Bakanlığı gibi ayrı bir bakanlık oluşturulabilir."

Soru ve cevaplardan sonra ilgiyle takip edilen konuşma Ocak Başkanı Prof. Dr. Nedim Ünal'ın verdiği hediye ve şükran beratı takdimi ile sonlandı.