İstanbul'da metrekareye 242 kilograma ulaşan rekor yağışlar büyük taşkınlara ve su baskınlarına yol açtı. Çevre Sağlığı Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, doğal bir meteorolojik olay olan selin büyük bir afete dönüşmesinde betonlaşma, yeşil alan kaybı ve dere yataklarındaki hatalı kentleşme politikalarının belirleyici rol oynadığını vurguladı.

İklim Değişikliği ve Rekor Yağış Miktarları

Küresel sıcaklık artışları atmosferin nem taşıma kapasitesini yükselterek aşırı hava olaylarına zemin hazırlamaktadır. Meteoroloji verilerine göre İstanbul’da ekim ayı uzun yıllar yağış ortalaması metrekareye 66 kilogram iken, son yağışlarda Beykoz bölgesinde metrekareye 242 kilogram yağış düşmüştür. Bu tablo olağanüstü bir seviyeye işaret etse de Akdeniz Havzası'nda geçmiş yıllarda kaydedilen Kemer ve Yunanistan örneklerinde olduğu gibi coğrafyamız açısından tamamen emsalsiz değildir.

Kentleşme Biçimi ve Altyapı Yetersizlikleri

Sel felaketlerinin boyutu sadece düşen yağış miktarıyla değil, kentin hazırlık seviyesiyle doğrudan bağlantılıdır. Doğal bir süreç olan selin yıkıcı bir afete dönüşmesinde; betonlaşma, yeşil alanların azalması ve dere yataklarının yapılaşmaya açılması etkili olmaktadır. Geçmiş dönem meteorolojik verilerine göre inşa edilen mevcut drenaj sistemleri ve altyapı hatları, değişen iklim koşulları karşısında tüm bölgelerde yeterli performans gösterememektedir.

Doğa Temelli Çözümler ve Su Yönetimi

Aşırı yağışlarla mücadelede suyu yalnızca kentten hızla uzaklaştırmak yeterli bir yöntem değildir. Suyu düştüğü alanda tutan ve depolayan geçirgen zeminler, yeşil çatılar ve yağmur bahçeleri gibi doğa temelli çözümler yaygınlaştırılmalıdır. İklim değişikliği yağış rejimini bozarak hem şiddetli yağışları hem de kuraklığı aynı dönemlerde beraberinde getirebildiği için, kontrolsüz akan yağmur sularının güvenli havzalarda depolanması kritik önem taşımaktadır.

Halk Sağlığı ve İçme Suyu Güvenliği

Taşkın suları geçtiği güzergahlardaki kimyasalları, atıkları ve mikroorganizmaları bünyesine katarak içme suyu kaynaklarını kirletme riski taşır. Sel sonrasında şebeke sularının kalitesi analiz edilmeli ve kirlenme şüphesi olan kaynaklar kesinlikle kullanılmamalıdır. Suyun kaynatılması biyolojik mikroorganizmaları zararsız hale getirse de sudaki kimyasal kirleticileri temizlememektedir. Bu nedenle afet yönetiminde halk sağlığı önlemleri ve su analizleri temel süreç olarak yürütülmelidir.

Geniş sert yüzeylerle kaplanan kent merkezlerinde yağmur suyunun toprağa sızma oranı düşmekte ve yüzeysel akış hızı artmaktadır. Bu durum, kanalizasyon ve yağmur suyu tahliye hatlarının kapasitesini aşarak ani su baskınlarının oluşmasına zemin hazırlamaktadır.

Şehirlerin gelecekteki iklim risklerine karşı dirençli hale getirilmesi için kentsel planlama ve çevre yönetimi stratejilerinin baştan ele alınması gerekmektedir. Türkiye'nin ev sahipliği yapacağı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP31) sürecine yaklaşılırken, iklim değişikliğine uyum sağlayacak doğa dostu altyapı projelerinin vakit kaybetmeden hayata geçirilmesi büyük önem taşımaktadır.

Kaynak: Haber Merkezi