Bayramın gerçek coşkusu, aslında bayram sabahından çok önce, arife gününün o tatlı telaşında gizlidir. Kültürümüzde çok zarif bir tabir vardır: "Arife Çiçeği." Bu kavram, bayramı bekleyemeyen masumiyetin adıdır. Eskiden, bayramlıkları günler öncesinden alınan çocuklar o kadar büyük bir heyecan duyarlardı ki, o gıcır gıcır ayakkabıları ve ütülü elbiseleri giymek için bayram sabahını bekleyemezlerdi. Arife günü ikindi vaktinden sonra dayanamayıp bayramlıklarını kuşanan ve sokağa fırlayan bu çocuklara halk arasında sevgiyle "Arife Çiçeği" denirdi.
Bir Toplumun Çocuk Sevgisi: Bu tabir sadece bir yakıştırma değil, aslında bir toplumun çocuklarına verdiği değerin ve onların sevincini kutsallaştırmasının bir sonucudur. Arife çiçekleri, bayramın en somut ve en canlı müjdecileri kabul edilirdi. Sokakta bu çocukları gören büyükler, bayramın geldiğini anlar, onların başlarını okşar ve bazen erkenden küçük birer şeker ikram ederlerdi. Bu gelenek, çocukların sabırsızlığını bir hata olarak değil, bayramın bereketi ve neşesi olarak görme inceliğidir.
Yastık Altındaki Hayaller: Bugün belki çocuklarımız alışveriş merkezlerinden aldıkları kıyafetleri poşetlerde saklıyor ama o eski "bayramlıkları yastık altına koyma" ritüeli, aslında bir hayale sarılarak uyumaktı. Arife çiçekleri, o hayalin gerçeğe dönüştüğü ilk andı. Arife çiçeği olmak, hayata tertemiz bakabilmek ve küçük bir ayakkabıyla dünyanın en mutlu insanı olabilmek demektir. Bu bayram, arife günü sokaklarda erkenden yeni elbiseleriyle koşturan, gözlerinin içi parlayan bir çocuk görürseniz, ona bir arife çiçeği olduğunu ve bayramı getirdiğini söyleyin. Çünkü bayram, o çocukların kalbindeki heyecanla gerçekten bayram olur.