•               
                  
  •               
                  
  •               
                  
  •               
                  

BENİ İKİ YARUMDAN AYIRMAYIN

Yunus Emre GÜLLÜ Yunus Emre GÜLLÜ
Yunusça

Kayınbabasının sözlerine Nazife Gelin, ağlaya ağlaya cevap verir:

            -Baba, karar sizin. Siz, bilirsiniz. Bu evden git derseniz giderim. Kal, derseniz kalırım. Yeter ki, beni iki yavrumdan ayırmayın. Kocam Ahmet’in ölümünden sonra ben, iki yavrumla birlikte önce Allah’ın sonra sizin kanatlarınız altına sığınmak istiyorum. Bizi önce Allah, sonra siz korumazsanız kim korur? Bu iki yavrum, babadan yetim kaldılar. Allah bunları, anneden de ayrı bırakmasın!

            Ağlamalar ve gözyaşları… O iki küçük yavru, henüz ölüm ayrılığının ne demek olduğunun anlayacak yaşta değillerdir. Babalarının ölümünün ileride kendileri için ne getirip ne götüreceğinin farkında değillerdir. Aile bireyleri sözlerinin arasında sık sık derlerdi:

-Aylarca kurduğumuz sofralardan lokma almadan kalktık. O acılı hâlde yemek, yemek mi? O yemekler,  lokma olup kimin boğazından geçer ki? O lokmaların her biri kaya parçası olur insanın boğazına durur.

O günün köy şartlarında sofralar yer sofrası olarak kurulur. Sofranın altına bir sofra bezi serilip üzerine ahşap sofra konulur. Yemek için sofraya oturan erkekler sofraya birazcık sağ yanlarına dönüp otururlar. Kadınlar ise sol bacaklarının üzerine çöküp sağ bacaklarını dizden bükerek sofraya tam cephe otururlar. Sofradaki kaşıklar genelde ahşaptır. Yemek hep birlikte bir tabak ya da bir tencereden yenilir.

Deterjan kültüründen önce bulaşıklar meşe külü ile yıkanırdı. Akşamdan su dolu bir kap içerisine meşe külü ya da meşe kömürleri konup sabaha kadar bekletilirdi. Meşe külü suyu ile yıkanmış bulaşıklar sahan, tencere, kaşık vs. pırıl pırıl olur. Meşe külü ile suyun oluşturduğu berraklığı sabahları görmek insanı zihinsel olarak dinlendirir.

Mehmet Ağa, dedi:

            -Kızım, kararı bize bırakıyorsan benim dönüşümü bekle!

Mehmet Ağa gecenin karanlığında, yağan yağmurun altında ve vıcık vıcık çamurda evden çıkıp gider. Geceleyin ay ışığında çamurlu yollarda yürümek zifiri karanlığa göre daha kolaydır. Mehmet Ağa, sabaha karşı gecenin ilerleyen saatinde eve geri döner. Mehmet Ağa, eve geri geldiğinde “Horozlar ötüyordu.” derlerdi. O zamanlar saat kimde var ki? Mehmet Ağa’da olsun! Horozlar seher vakti öter. Horozlar, her yeni günün gelişini ötüşleriyle sanki insanlığa müjde ederler. Hayvanların sesinden her insan farklı bir anlam çıkarabilir. Ama o seslerden mutlaka bir mana çıkar. Horozlar ötüşleriyle insanlığa sanki şöyle seslenirler:

-Ey insanoğlu! Artık yatmak zamanı değildir. Uykudan uyanıp rızık arama zamanı başlıyor. Ey bizi duyan insan! Bir an evvel gafletten uyan! Yatağından kal ve rızkını ara. Geceler dinlenme vakti, gündüzler nasip arama zamanlarıdır. Tembel tembel yatma vakti değildir. Gideceğin yere hiç durmadan gittiğinin farkında mısın? Geleceğine sahip çık! Nereden gelip nereye gittiğini iyi bil! Gün boyu yaptıklarını dikkatle yap. Mahşer günü yaptıklarının her biri, birer ceza olarak karşına konulmasın!

Nazife Gelin’in ana evinin koca evine uzaklığı yaklaşık üç yüz metre kadar bir mesafedir. Mehmet Ağa, geri döndüğünde karar vermenin rahatlığı gözlerinden okunur. Meğer Mehmet Ağa, Nazife Gelin’in annesi Erkek Döndü ve babası Gülibik Ali Dede ile konuşmaya gitmiş. Onlara gidip Nazife Gelin’in geleceğiyle alâkalı onların görüşlerini almış. “Mehmet Ağa, meselelerin çözümünde ustaydı.” derlerdi. Mehmet Ağa, Gülibik Ali Dede ile Erkek Döndü Nine’nin yanlarına varıp selâm vermiş. Selam ve birkaç kelâmdan sonra konuya doğrudan girmiş ve demiş:

-Ali Ağa ve Döndü Abla! Sizinle buraya Nazife Kızım’ın bundan sonraki durumunu görüşmek için geldim.  Bu meseleyi konuşmak zamanı erken midir, geç midir? Bilemem, ama bildiğim şey Nazife ile yetim iki küçük kızın geleceğini çözüme kavuşturmak gerektiğidir. Bu konu ötelenecek bir konu değildir. Hak vaki oldu. Allah, bize verdiği oğlumuz Ahmet’i bizden geri aldı. Allah’ın emrine boynumuz kıldan incedir. Ahmet’in ölümüne söyleyecek hiçbir sözümüz olamaz. Onu, bize, Allah verdi.  Onu, bizden, Allah aldı. Ahmet, Allah’ın kendisine belirlediği ömrü tamamladı. Oğlumun mekânı cennet olsun! Allah, bizi imtihan için yarattığını Kur’an-ı Kerim’de buyuruyor. Allah’ın imtihanından kaçacak hâlimiz yok! Allah’ın insanı ne ile imtihan ettiğini bilmek de zor! Bu nedenle dikkatli olmak gerekir.

Ömrünüz uzun, kazancınız bereketli olsun! Hoşça kalın! Dostça kalın!

EN SON EKLENEN HABERLER

Eskişehir İl Emniyet Müdürlüğü ekipleri tarafından FETÖ/PDY üyesi oldukları iddia edilen Hava Kuvvetleri Komutanlığı yap...

  İnşaat Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi, Mühendislik Haftası Etkinlikleri Kapsamında yapımı devam eden 264 polikliniği ve 1081 ya...

    EOSB Başkanı Küpeli, Eskişehir'in yerli otomobil üretimi için diğer illere göre şanslı olduğunu belirterek, &ldq...

  ESKİ Genel Kurulu'nda Başkan Yılmaz Büyükerşen'in veto ettiği Aşağı Ilıca Barajı'nın yatırım ve performans programından çıkar...

  Eskişehir’de D-Smart bayiliği ve çağrı merkezini de bünyesinde bulunduran Power Call Center Genel Müdürü olan...

  Baker Tilly Güreli Yeminli Mali Müşavirlik ve Bağımsız Denetim Hizmetleri A.Ş. Eskişehir ofisinin faaliyete geçmesi nedeniyle...

YAYINLARIMIZ
Tarih:
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
PTT 1. LİG PUAN DURUMU
Eskişehir Web Tasarım