FİTNEDEN SAKINMAK

Ali Osman ORUM Ali Osman ORUM
Tefekkür Aynası

Öyle bir fitneden de sakının ki o, içinizden yalnızca zulüm yapanlara dokunmakla kalmaz. Biliniz ki, Allah'ın cezası şiddetlidir.” Enfal, 25

Fitne uykudadır, uyandırana Allah lânet etsin! (Hadîs-i şerîf)

Fitne; ayrılık, toplum içinde inancın bozulması, düzensizlik, kargaşa, hukukun çiğnenmesi, hakka dayanmayan gücün hâkim olması ve böylece kulluk imtihanının kaybedilme tehlikesidir.  Fitne el birliği ile engellenmez ise bunun faturası sınırlı olmayıp, tüm topluma çıkacaktır. Yani kurunun yanında yaş da yanacaktır. Çünkü onlar fitnenin ortadan kalkması için ellerinden geleni yapmadıkları, haksızlığa karşı mücadele etmedikleri için kusurludurlar.

Peygamber efendimiz fitne konusunda ümmetini şu şekilde uyarmıştır: "Bir toplumda zulüm çoğaldığında içlerinde iyiler bulunsa bile onlar helakten kurtulamazlar". İyiyi toplumsal buyruk, kötüyü de ayıp ve yasak haline getir­medikçe toplumun yapılanlardan sorumlu olacağını ve bunun bedelini ödeyeceği­ni bildiren birçok hadis-i şerif bulunmaktadır.

Hz. Peygamberin beyanlarına göre 'Halkın içine fitne ve fesadın düştüğü öyle bir zaman gelecektir ki o zaman dinin muhafazası için sabretmek, avuç içinde ateş parçasını gizlemekten farksız olacaktır' buyrulmuştur. Ne mutlu o ateşi tutup da koruyabilen fedakar müminlere.

İnsanın fitne ve fesadın içine düşmesi her an mümkündür. İnsan istemeden de kendisini olumsuz olayların içerisinde bulabilir. Bu fitne ve fesadın şekli, boyutu ve ağırlığı hatta toplum nezdinde ne tür zararlara sebep olabileceği düşünülerek ondan uzaklaşması gerekir.  

Kişi dini bilgileriyle amel etmiyorsa; o aynı zamanda bir fitnenin içindedir. Çünkü onun ameli ile bilgi ve inancı uyuşmamaktadır. Ameli inancına uyacağı yerde nefsine uymuştur, aklı ve düşünceleri dini olmuştur. İkisini birbirine uyduramıyorsa büyük bir fitne ve çıkmazın içinde demektir. Böyle bir durumda kişi kendini bu tür amellerden arındırmalı derken fitne ve fesada alet olmaktan kaçınması istenmektedir.

Her topluma verilmiş olan imkânların ahlaki bir sınırı vardır. Bu sınır iyi amellerle kötü amellerin oranına göre belirlenir. Allah bir topluluğa şüphesiz müsamaha eder. Ancak sınır aşılınca o rezil topluluğa artık hiçbir mühlet verilmez. (Mevdudi, Tefhim, II, 29)  buna göre bir toplum iyi yönde değişim göstermezse, helak olur. Zaten "Şüphe yok ki, bireyler kendilerini değiştirmedikçe Allah da onların oluşturduğu toplumu değiştirmez." Ra'd, 11 buyrulur.

Toplumun kendisini müspet anlamda değiştirmesi demek, dini terbiye ve ahlak güzelliğini çağrıştırır.  Allah’ın buyrukları iman ve ibadetten ibaret değildir. Ahlak güzelliğinin de dinde ayrı bir yeri vardır. Allah ve Onun peygamberi bizden ahlak güzelliğini istemektedir. Bunun için de insanın ruh dünyasında dürüstlük, adalet, sevgi, şefkat ve merhamet, paylaşma, fedakârlık, sabır gibi erdemlerin olması gerekmektedir.

Ben sadece güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” (Malik, Muvatta, “Hüsnü’l-Hulk”, 8) diyen Allah rasulü, ahlakın toplum nezdinde ki konumuna işaret etmektedir. ‘Edep neredeyse dinin üçte ikisi oldu’ sözü de ahlak güzelliğinin dinde temel amaç olduğunu ifade eder.   Öyleyse Müslüman kişi ahlaklı olmayı kendine ilke edinmelidir. Zaten dış güzelliği iç güzelliğine endekslidir. Allah ile arasını bu yönüyle düzelten kimsenin insanlar ile arası da kendiliğinden düzelmiş olur.

Senin Rabbin, halkın durumu iyi iken, o memleketleri haksız yere helak edecek değildir.” Hud, 117

  1. Toynbee der ki: “Toplumun başına gelen felaketlerin sebebi kaderleri değil, günahlarının ürünü yani sorumsuz davranışlarının sonucudur”

“Eğer siz Hak’tan yüz çevirirseniz Allah yerinize başka bir kavim getirir. Sonra onlar sizin gibi olmazlar.” Muhammet, 38 şeklindeki beyanlarla da insan iradesinin olaylardaki etkisini ve tüm yapılanlarda insanın sorumluluğunu anlamış oluyoruz. 

Her şey Garaudy'nin Ayetullah Caferi'den aktardığı şu cümlelerde gizlidir: "Büyük güçler İslam'dan çok korkuyorlar. Çünkü İslam kâmil insanı gerçekleştirecektir." Gerçek sorun burada ve sadece buradadır. Bütün yanlışlarımız, belki suçlarımız bir yana, batı dünyası başka şeylerimizi affetse bile bizi, insanın kutsi boyutunu öne çıkarıp hatırlattığımız ve mükemmel toplumu inşa etmeyi hedeflediğimiz için asla affetmez." (Hatıralar, s. 357)

Görüldüğü gibi toplumlar içerisinde o toplumu ifsat etmeye meyyal gönüllüler de vardır ki insanlığın hayrına olan her işten rahatsızlık duyar ve ellerindeki imkânlarını milletin aleyhine kullanırlar. Özellikle onların düzenlerini yok etmeyi amaç edinmiş dini ve ahlaki değerlere karşı savaş halindedirler. Ancak yaptıklarını gizlemek için vatan ve millet elden gidiyor diyerek ortalığı yaygaraya vererek güzel şeylere engel olmaya çalışırlar. Milletin genç ve dinamik nüfusu onları endişelendirmektedir. Bilhassa inançlı ve ahlaklı bir gençliğin varlığından duydukları rahatsızlık onların uykularını kaçırır. Onları hadım etme gayretleri de bundandır. Uyuşturucunun ortaokul seviyesine inmesi onların umurunda da değildir. Kendilerine erdemi ve kutsalı hatırlatan her şey onları karamsarlığa iter.

Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Onlara, ‘Yeryüzünde fesat çıkarmayın’ denildiğinde, ‘Biz ancak ıslah edicileriz!’ derler. Şunu bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir, lâkin anlamazlar.” Bakara, 11-12

Özellikle 15 Temmuz gecesi maruz kaldığımız işgal girişimi din kisvesine bürünmüştü. Suret-i haktan görünen ama batıla hizmet eden FETÖ Terör Örgütü, imanımızı, ahlaki hassasiyetimizi, peygamber sevgimizi, zekât ve sadakamızı, kurbanlarımızı hâsılı tüm dini değer ve kavramlarımızı istismar etti. Kendi menfaati uğruna milletimizin varlığına, birlik ve beraberliğine, ülkemizin geleceğine kast etti. Bu hainler, evlatlarımızı ailelerinden kopararak yüreklerinden vatan sevgisini, ümmet şuurunu söküp atmaya kalktı. Barış ve ıslah adı altında dini duyguları sömürerek aslında insanımızı bir güvensizlik girdabına sürükledi. Hâlbuki Peygamberimiz (s.a.s)’in ifadesiyle “Müslüman, elinden ve dilinden diğer Müslümanların güvende oldukları kişidir. Mümin, canları ve malları hususunda insanların kendisinden emin oldukları kişidir.” Tirmizi, İman 12

15 Temmuz’u bir daha yaşamamak için bizlere düşen öncelikle din gibi yüce bir hakikati şahıslar üzerine bina etmemektir. Aklımızı, irademizi, vicdanımızı sorgulamaksızın bir başkasına teslim etmemektir. İslam’ı sahih kaynaklarından, iyi niyetli ve güvenilir ellerden öğrenmektir. Kur’an-ı Kerim ve Sevgili Peygamberimizin sünneti seniyyesi rehberliğinde yaşamaktır. Sahabe neslinden günümüze kadar Müslümanların büyük çoğunluğunun üzerinde yürüdüğü mutedil yolun dışında kalan bütün anlayışların sırat-ı müstakimden sapma anlamına geldiğini bilmektir. Bizi Allah’a kulluk yerine kendine kul olmaya çağıranlara itibar etmemektir. Yüzyıllar boyunca topraklarımızda oluşan ve dini hayatımızı ayakta tutan Anadolu irfanına sahip çıkmaktır.                                                                               

                                                                                Ali Osman Orum

                                                                                            Müftü Yard.  

EN SON EKLENEN HABERLER

Odunpazarı Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürlüğü başta olmak üzere; Park ve Bahçeler, Sosyal Yardım İşleri, K&...

Eskişehir’de bir vatandaşın onarım sonrası kendisine teslim edilen cep telefonunu şarja takıldıktan bir süre sonra adeta bomba gibi patlark...

Eskişehir'de yaşayan hidrosefali hastası 2 yaşındaki minik Azra’nın ameliyat olabilmesi için gereken paranın, sanatçı Haluk Levent...

Eskişehir Valisi Özdemir Çakacak, Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Başkan Vekili Prof. Dr. Cenksu Üçer&...

Tepebaşı Belediyesi’nin her yaştan bireyi matematiğin gerçek dünyasıyla tanıştırmayı amaçlayarak hizmete sunduğu Matematik Ev...

Eskişehir Emniyet Müdürlüğü tarafından uyuşturucuyla mücadele kapsamında gerçekleştirilen operasyonda 6 şüpheli y...

Eskişehir Web Tasarım