Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezleri, Milli Eğitim Bakanlığı’nın çıkarmış olduğu, yönetmelik, yönerge ve talimatları doğrultusunda hizmet veren birer özel kuruluşlardır.
Verilen destek hizmetlerinin bedelini, asgari ücreti, elektriğin, doğalgazın, akaryakıtın birim fiyatını, kira artışlarındaki nisbi tutarı, dolayısıyla alandaki her bir kalemin birim fiyatını Kamu belirlemekte ve merkezler de bu çerçevede hizmetlerini üretip hak edişlerini de Milli Eğitim Bakanlığı’nın bütçesinden almaktadır.
Dolayısı ile hizmet kalemleri içindeki her şeyde, her adımda belirleyici tek unsur kamudur. Merkezlerin hiçbir kalemde bağımsız hareket etme imkanı bulunmamaktadır. Özel okullarda, dershanelerde alt ve üst limitler belirlendiği için dar alanda da olsa oynama şansları bulunmaktadır. Rehabilitasyon merkezlerinde hiçbir şekilde en küçük bir oynama şansı bulunmamaktadır.
Her yıl Bütçe Kanunu açıklandıktan sonra, Rehabilitasyon merkezlerinin seans ücretlerinin belirlenmesinde, adeta bir pazarlık süreci yürütülmektedir. Bu süreçte kamu, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Rehabilitasyon Merkezleri Dernekleri Konfederasyonu, Milli Eğitim Bakanlığı bürokratları adeta oturup uzun uzun pazarlık etmektedir.
Oysa ki, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına tabi bakımevi, evde bakım ücretleri gibi ödeme kalemleri, bir kritere bağlanmış, asgari ücret baz alınarak bir oran belirlenmiş, hiçbir kurum ve kuruluşlar, aileler beklenti içine girmeden alacakları bedeli, asgari ücretin açıklanmasıyla birlikte bilmektedirler.
Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezleri ise her yıl ne olacağını bilmeden yeni bir yıla girmektedir. Özellikle, son yıllarda belirlenen seans ücretlerindeki artış oranlarının düşük kalması sebebiyle, kurumların gelir-gider dengeleri arasındaki makas olumsuz yönde giderek kapanmaktadır.
Tespit edilen ücretlerin bir kritere bağlanması çok mu zordur. Neden böyle bir yola girilmemektedir. Bilinmez. Hazine ve Maliye Bakanlığı bürokrasisinin Merkezlere bakışı maalesef olumsuz yöndedir, Merkezler Devletin sırtında bir yük değil, aksine çok özel bir görev üstlenmektedir. Şayet Cumhurbaşkanlığı Makamının özel bir gayreti ve desteği olmasa idi 2026 yılı zamları neredeyse % 11’ler civarında kalacaktı.
Bu şartlarda, gelir-gider dengesi sebebiyle 2026 yılında birçok kurum ve kuruluş kapısına kilit vurmak zorunda kalabilir, birçok öğrenci eğitimden yoksun kalabilir ve birçok çalışanın işsiz kalma durumu ortaya çıkabilir. Hal böyle olunca 2026 yılı zor bir yıl olacak gibi görünüyor.
Mart ayının başından beri Siyonizm ve emperyalizm kol kola girmiş bitişik komşumuzda büyük bir yangın var, haliyle ülkemizde bu savaşın sonucunda ekonomik olarak etkilenmekte.
Hal böyle olunca, hizmet giderlerinin içinde büyük bir paya sahip olan akaryakıt giderleri de planlananın çok üstünde artmış durumda, petrole gelen zam direkt olarak birçok ürünün de zamlanmasına sebep olmakta.
Yılın başında sahaya mağlup olarak çıkan rehabilitasyon merkezleri maçın sonunu getirebilecek mi?