Zabıta sahadaysa şehir nefes alır

Şehir dediğimiz şey sadece binalardan, yollardan, parklardan ibaret değil. Şehir; düzen demek, nefes almak demek, güvenle yürüyebilmek demek. En basitinden bir kaldırımda kimseye çarpmadan, vitrinlere takılmadan, dubalara basmadan yürüyebilmek demek. İşte tam da bu noktada, çoğu zaman farkına bile varmadığımız ama yokluğunu hemen hissettiğimiz bir kurum devreye giriyor: Zabıta.

Zabıta, belediyelerin sahadaki eli, gözü, kulağı. Halk sağlığından çevre temizliğine, tüketici haklarından kent estetiğine kadar geniş bir alanda görev yapıyor. Çoğu zaman yaptıkları iş görünmez ama yapılmadığında şehir bir anda yaşanmaz hale geliyor.

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Zabıta Dairesi Başkanlığı’nın 2025 yılı boyunca ortaya koyduğu tablo bu açıdan oldukça dikkat çekici. Haftanın 7 günü, günün 24 saati esasına göre çalışan ekipler, kent düzeninin sağlanması için yoğun bir mesai harcamış. Kamusal alanların düzenli kullanımı, çevre ve görüntü kirliliğinin önlenmesi, halk sağlığının korunması gibi başlıklarda yürütülen çalışmalar, rakamlara da net şekilde yansımış. Yıl boyunca 5 bin 290 idari yaptırım tutanağı düzenlenmiş, kurallara uymayanlara toplamda 14 milyon lirayı aşan cezai işlem uygulanmış.

Bu rakamlar tek başına bir başarı ya da başarısızlık göstergesi değil. Asıl mesele, bu denetimlerin şehir yaşamına nasıl yansıdığı. Büyükşehir zabıtasının özellikle çevre kirliliği ve yaya yollarının işgali konusunda sergilediği kararlı duruş, sahada hissediliyor. Duba, tabela, kasa, tabure… Yani yayaya “buradan geçemezsin” diyen ne varsa, düzenli olarak kaldırılıyor. Yaya yolları yayalar için, bisiklet yolları bisikletliler için kalıyor. Olması gereken de bu zaten.

Büyükşehir Belediyesi’nin kaldırım işgallerinin önüne geçebilmek için billboard ilanlarıyla vatandaşlardan ihbar istemesi de önemli bir adım. Bu, sorumluluğun sadece zabıtada değil, kentte yaşayan herkesin omuzlarında olduğunu hatırlatan bir yaklaşım.

Ancak burada küçük ama önemli bir parantez açmak gerekiyor.

Bir yaya olarak özellikle Tepebaşı bölgesinde kaldırımlarda yürümekte ciddi anlamda zorlanıyorum. Masa sandalyeler, gelişi güzel bırakılmış tabelalar, ürün kasaları… Kaldırım var ama kullanmak mümkün değil. Yolun ortasına inmek zorunda kalıyorsunuz. Bu da hem güvenlik riski hem de kent yaşamı adına ciddi bir sorun.

Bu noktada Tepebaşı Belediyesi zabıta ekiplerine de önemli bir görev düşüyor. Büyükşehir’in ortaya koyduğu bu kararlı duruşun ilçe belediyelerinde de aynı ciddiyetle sürdürülmesi gerekiyor. Çünkü zabıta denetimi parçalı olmaz. Bir sokakta düzen varken, yan sokakta keşmekeş varsa, o şehirde gerçek anlamda düzen sağlanmış sayılmaz.

Öte yandan zabıtanın sadece ceza kesen bir yapı olmadığını da görmek gerekiyor. Gıda ve hijyen denetimleriyle halk sağlığını koruyan, fiyat–etiket uyumu ve gramaj kontrolleriyle vatandaşın cebini kollayan, çevre kirliliğiyle mücadele eden, sosyal sorumluluk projeleriyle dezavantajlı kesimlere destek olan bir yapıdan söz ediyoruz. Engelli bireylere simit satış büfeleri tahsis edilmesi ya da geçici barınma ihtiyacı olan vatandaşlara destek sağlanması, bu işin vicdani boyutunu da ortaya koyuyor.

Zabıta, şehirde düzenin sessiz mimarıdır. Görünmez ama vazgeçilmezdir. Güçlü olduğunda şehir rahatlar, zayıf kaldığında ise karmaşa başlar.

Daha temiz, daha düzenli, daha yürünebilir bir Eskişehir için zabıta ekiplerinin sahada daha görünür olması şart. Büyükşehir’in attığı adımlar kıymetli. İlçe belediyelerinin de bu adımları aynı kararlılıkla takip etmesi, kent yaşamının kalitesini doğrudan yükseltecektir.

Çünkü bir şehir, en çok kaldırımında yürünebiliyorsa şehirdir.