Vefanın adresi Eskişehir oldu

Eskişehir, yıllardır sanayisiyle, eğitimiyle, kültürüyle ve yaşam kalitesiyle örnek gösterilen bir şehir. Şimdi bu listeye çok önemli bir başlık daha eklendi. Yaşlı Aktif Yaşam Merkezi. Üstelik sıradan bir sosyal tesis değil. Türkiye'de ilk olma özelliği taşıyan, yaşlı bireyleri hayatın dışına itmek yerine tam merkezine yerleştiren örnek bir model. Bana göre bu yatırımın değeri, metrekaresiyle ya da binasının büyüklüğüyle değil, temsil ettiği anlayışla ölçülmeli.

Ne yazık ki toplum olarak yaşlılığı çoğu zaman yalnızlıkla, hastalıkla ve eve kapanmakla özdeşleştiriyoruz. Oysa ömrünü bu ülkeye, bu şehre adamış insanların en büyük ihtiyacı sadece sağlık hizmeti değil; sosyalleşebilmek, üretmeye devam edebilmek, kendisini değerli hissedebilmek. İşte Eskişehir'de açılan bu merkez tam da bu bakış açısını değiştiriyor. Büyüklerimize "Artık dinlenin" demiyor. "Hayatın içinde olmaya devam edin" diyor.

Merkezin sadece bir buluşma noktası olarak planlanmaması da son derece önemli. Etkinlik atölyeleri, fizyoterapi alanı, dinlenme bölümleri ve yeşil bahçesiyle insanların hem fiziksel hem de ruhsal sağlığını destekleyen bütüncül bir yapı oluşturulmuş. Çünkü aktif yaş almak sadece uzun yaşamak değildir. Sağlıklı, üretken, mutlu ve sosyal bir hayat sürdürebilmektir.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş'ın açıkladığı rakamlar da devletin yaşlı politikalarına verdiği önemi ortaya koyuyor. Sadece geçen yıl Eskişehir'e evde bakım hizmetleri için 477 milyon liralık kaynak aktarılmış olması, binlerce vatandaşın bu desteklerden yararlanması ve Vefa Programı kapsamında yüzlerce büyüğümüze ulaşılması sosyal devlet anlayışının somut göstergeleri. Ancak bütün bunların yanında böyle merkezlerin açılması, maddi desteğin ötesinde manevi bir sahiplenmeyi de ifade ediyor.

Prof. Dr. Ayşen Gürcan'ın konuşmasında dikkat çektiği bir nokta var ki, aslında bu merkezin neden önemli olduğunu tek başına anlatıyor. "Bir devleti güçlü yapan sadece yolları, köprüleri ya da binaları değildir. Devleti esas güçlü yapan insana verdiği değerdir" diyor. Bence de mesele tam olarak bu. Vatandaş, en zor anında devletini yanında hissedebiliyorsa, yaş almış bir büyüğümüz kendisini unutulmuş değil de değer verilmiş hissediyorsa, işte sosyal devlet o zaman gerçek anlamını buluyor. Yapılan her yatırımın merkezine insanı koyabilmek, geriye bırakılacak en kıymetli mirastır. Eskişehir'de hayata geçirilen bu merkez de tam olarak bu anlayışın somut bir yansımasıdır.

Vali Dr. Erdinç Yılmaz'ın "Bu tesis Türkiye'de bir ilk" sözünü özellikle önemsiyorum. Çünkü gerçekten de yaşlı bireyleri sosyal hayatın merkezinde tutan bu model, yalnızca Eskişehir'in değil, Türkiye'nin de ihtiyacı olan yeni bir yaklaşımı temsil ediyor. Bugün birçok şehir yaşlı nüfusun artışıyla mücadele ediyor. Eğer çözüm aranıyorsa adreslerden biri artık Eskişehir'dir. Bu model incelenmeli, geliştirilmeli ve ülkenin dört bir yanında uygulanmalıdır.

Bizim medeniyetimiz büyüklerine sırtını dönen bir medeniyet değildir. Tam tersine büyüklerin duasını alan, onların tecrübesini rehber kabul eden bir anlayış üzerine kurulmuştur. Yunus Emre'nin sevgiyi, Nasreddin Hoca'nın hikmeti miras bıraktığı Eskişehir'e de böylesine anlamlı bir merkezin çok yakıştığını düşünüyorum. Çünkü bu şehir sadece gençlerin değil, büyüklerin de huzurla yaşayabileceği bir şehir olma iddiasını artık somut bir projeyle güçlendirmiştir.

Bugün açılan bu merkez aslında hepimize önemli bir mesaj veriyor. Güçlü şehir olmak sadece yollar yapmakla, köprüler kurmakla ya da binalar inşa etmekle mümkün değildir. Asıl güç, ömrünü bu ülkeye vermiş insanlara gösterilen vefada gizlidir. Eskişehir, bu projeyle sadece yeni bir tesis kazanmadı. Türkiye'ye örnek olacak yeni bir sosyal hizmet anlayışına da öncülük etmiş oldu. Dilerim bu örnek kısa sürede bütün ülkeye yayılır ve hiçbir büyüğümüz kendisini yalnız hissetmek zorunda kalmaz.