Eskişehirspor’un son oynadığı karşılaşmadan sonra, taraftarın Prof. Dr. Fethi Heper Stadyumu’nun zeminine yönelik çeşitli eleştirileri oldu. Saha zemini mükemmel miydi elbette ki değildi ancak Eskişehirspor, aynı kategoride hatta kendisinden üst kategorideki takımlara göre çok daha iyi bir stadyumda mücadele ediyor bunu da kabul etmek lazım.
Sezonun ilk yarısında çim sahada 15 maç oynandı bu da haftada 1 maç demek. Bu stadyumda oynanan her bir maçın maliyeti 500-600 bin TL civarında. Doğal gazı, elektriği, çim bakımı, stadyumun diğer giderleri derken bu tutarlar ortaya çıkıyor. Eskişehir İl Gençlik ve Spor Müdürü Hasan Kalın, burada büyük bir sorumluluk üstlenerek bu yükü Eskişehirspor’un üstünden alıyor.
Normal şartlarda stadyum giderlerinin Eskişehirspor tarafından karşılanması gerekiyor. Müdür Kalın Eskişehirspor’un içinde olduğu zorlukların farkında olduğundan böyle bir misyon üstleniyor ve Eskişehirspor’un en iyi şartlarda mücadele edebilmesi için elinden geleni yapıyor.
Son 20 günde gerçekleşen yağmur ve kar yağışlarını da hesaba katmak gerekiyor. Bu süre zarfında stadyum 3 maç için hazırlandı ancak yağışlar tabii ki zeminde yumuşamalara neden oldu. 10 yıllık çimlerden alınan performans, rakiplerin oynadığı sahaların zeminine kıyasla iyi durumdaydı.
Her şeye rağmen İl Müdürü Kalın, ilgili bakım firmasını gerekli uyarılarda bulundu ve daha detaylı bir çalışma gerçekleştirilmeye başlanıldı. Bundan sonra çok yoğun kar yağışı veya yağmur olmadığı takdirde stadyumun zemininde herhangi bir sorun yaşanmayacak.
Eleştiri elbette yapılır ancak Eskişehirspor’u büyük bir yükten kurtaran Eskişehir Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’ne biraz daha vefalı yaklaşmamız gerektiğini düşünüyorum.
Burada gözden kaçırılmaması gereken bir diğer nokta da şu: Prof. Dr. Fethi Heper Stadyumu sadece bir futbol sahası değil, aynı zamanda ciddi bir organizasyon ve bütçe yönetimi gerektiren büyük bir tesis. Tribünlerin temizliğinden güvenliğe, aydınlatmadan ısıtma sistemlerine kadar her kalemin ayrı bir maliyeti var. Bu maliyetler günümüz ekonomik şartlarında her geçen gün artarken, bu yükün Eskişehirspor’un omuzlarından alınması azımsanacak bir durum değil.
Ayrıca taraftar olarak zaman zaman duygusal tepkiler verebiliyoruz. Maçın sonucu, sahadaki mücadele, hakem kararları derken öfkenin adresi bazen zemin olabiliyor. Oysa Türkiye genelindeki pek çok statta, özellikle alt liglerde oynanan karşılaşmalarda zeminin ne halde olduğunu hepimiz görüyoruz. Çamur deryasına dönen, topun sekmediği, futbol oynamaya elverişsiz sahalarla kıyaslandığında Eskişehir’deki şartların çok daha iyi olduğu gerçeğini görmezden gelmemek gerekiyor.
Bir de işin sportif tarafı var. Futbol sadece teknik ve taktik oyunu değil, aynı zamanda adaptasyon meselesi. Aynı sahada oynayan iki takım da aynı zemine çıkıyor. Eskişehirspor, bu stadı kendi evi olarak benimsemiş bir takım ve uzun vadede bu şartlara daha hızlı uyum sağlama avantajına sahip. Dolayısıyla zemini sadece bir mazeret olarak görmek, sahadaki mücadelenin önüne geçmemeli.
Özetle; eksikler yok mu, var. Daha iyisi yapılabilir mi, elbette yapılabilir. Ancak iyi niyetle, ciddi bir fedakârlıkla ve Eskişehirspor’un menfaatleri gözetilerek yürütülen bir süreç söz konusu. Bu noktada eleştiriyi yaparken hakkaniyeti elden bırakmamak, emeği geçenlere de hakkını teslim etmek gerekiyor. Eskişehirspor’u ayakta tutan en önemli değerlerden biri olan vefa duygusunu, sadece sahadaki futbolculara değil, kulübün yükünü hafifleten kurum ve yöneticilere karşı da göstermeliyiz.