Sessiz Bir Dünyayı Duymak

Kalabalık bir caddede yürürken aniden tüm seslerin katlanarak üzerinize geldiğini, ışıkların gözünüzü yaktığını ve insanların bakışlarının sizi sıkıştırdığını hayal edin. Çoğumuz için sıradan olan bir gün, bazı bireyler için baş edilmesi zor bir mücadeleye dönüşebilir. İşte otizmli bireylerin dünyası, çoğu zaman tam da böyledir: Yoğun, farklı ve çoğu zaman yanlış anlaşılan. 2 Nisan Otizm Farkındalık Günü, bu dünyayı anlamaya bir adım daha yaklaşmamız için önemli bir fırsattır.

Otizm, bir hastalık değil; bireylerin dünyayı algılama ve iletişim kurma biçiminde farklılıklar içeren nörogelişimsel bir durumdur. Ancak ne yazık ki toplumda hâlâ yanlış bilinenler, önyargılar ve eksik bilgiler oldukça yaygın. Kimi zaman “içe kapanıklık” olarak etiketlenen, kimi zaman da tamamen yanlış bir şekilde “zekâ geriliği” ile ilişkilendirilen otizm, aslında çok geniş bir yelpazeyi kapsar. Bu yüzden “otizm spektrum bozukluğu” ifadesi kullanılır.

Bir otizmli birey, göz teması kurmakta zorlanabilir, sosyal ortamlarda kendini rahatsız hissedebilir ya da tekrar eden davranışlar sergileyebilir. Ancak aynı birey, müzikte, matematikte ya da belirli bir ilgi alanında olağanüstü yetenekler gösterebilir. Bu da bize önemli bir gerçeği hatırlatır: Farklılık, eksiklik değildir.

Asıl mesele, bu bireylerin değil; toplumun uyum sağlama konusundaki eksikliğidir. Okullarda yeterli kapsayıcı eğitim ortamlarının olmaması, iş hayatında fırsat eşitsizlikleri ve günlük yaşamda karşılaşılan önyargılar, otizmli bireylerin hayatını zorlaştıran en büyük engellerdir. Oysa biraz anlayış, biraz sabır ve biraz bilgi ile bu engellerin çoğunu ortadan kaldırmak mümkün.

Bir çocuğun kalabalıkta kulaklarını kapatmasını yadırgamak yerine, onun duyusal hassasiyetini anlamaya çalışmak; konuşmakta zorlanan bir bireyi görmezden gelmek yerine alternatif iletişim yollarını desteklemek; farklı davranışları “tuhaf” olarak etiketlemek yerine öğrenmeye açık olmak… İşte farkındalık tam olarak burada başlar.

Unutmayalım ki otizm bir “eksiklik” değil, bir “farklılıktır.” Ve her farklılık, toplumumuzu zenginleştiren bir renktir. Mesele, bu renkleri bastırmak değil; onları yan yana getirebilmektir.

2 Nisan vesilesiyle kendimize şu soruyu sormalıyız: Biz gerçekten farkında mıyız, yoksa sadece bakıp geçiyor muyuz?

Gerçek farkındalık, bir günle sınırlı kalmadığında anlam kazanır.